← Back to list

Askeri Müdehaleler ve Türkiye Ekonomisi

Türkiye ekonomisi, askeri müdehaleleri hesaba katmadan ele alınabilir mi?

Seyithan Ahmet Ateş · 2025-12-11 13:08 · 0 claps · 5.8 min read
#türkiye #darbe #ekonomi
Open on Medium ↗

Askeri Müdehaleler ve Türkiye Ekonomisi

Türkiye ekonomisi, askeri müdehaleleri hesaba katmadan ele alınabilir mi?

Ankara’dan Beypazarı’na giderken yolun sol tarafına dikkatlice baktığınızda, tarlaların ortasında yükselen beton bloklar ve yarım kalmış köprü ayakları görürsünüz. Hatta Ayaş’tan çıkıp Polatlı yönüne doğru döndüğünüzde yaklaşık 50–60 metrelik beton bir yapının altından geçersiniz.

Peki bu ve benzeri yarim kalmis beton bloklar ne anlama geliyor?

Herkes kanıksamış olsa da, haddizatında bu beton yapılar, temeli 1970'lerde atılmış, ulkemizin ilk hızlı treni olması planlanan Surat Demir Yolu inşaatının kalıntıları.

Dışarıdan basit inşaat kalıntıları gibi görünen bu yapılar, aslında askeri müdahalelerin ekonomiye vurduğu darbelerin yaşayan sütunları olarak da degerlendirilebilir. Zira bu izler, bir ülkenin kalkınma hikâyesinin nerede, nasıl kesintiye uğradığına dair görsel kanıtlar...

Bugun Ayaş ilcesinin altindan gecen, buyuk bir kismi tamamlanmis ve o yillarda Turkiye’nin en uzun tunelleri de yine bu projenin bir parcasi.

Işte tam da bu sebepten dolayı, Türkiye’nin kalkınma hikayesi ve performansı askeri müdahaleler olmadan düşünülemez. Türkiye ve muadillerinin son 30 yıllık kalkınma performanslarını karşılaştırmak bu yüzden pek sağlıklı bir sonuç vermez. Zira ne Güney Kore’de, ne Polonya, ne de Vietnam, Çin ya da Brezilya, ya da bir başka Avrupa ülkesinde son 30 yılda Türkiye’deki gibi askeri müdahalelerden bahsedilemez. Bu ülkelerden Güney Kore askeri yönetimden 1987’de tam demokrasiye geçiş yaptı. Türkiye’nin dahil olduğu ülke klasmanında hiçbir ülke Türkiye kadar askeri müdahalelere maruz kalmadı. Sadece 1980 sonrası Türkiye 2’si doğrudan olmak üzere 4 darbe girişimine konu oldu.

1960: 27 Mayıs Darbesi 1971: 12 Mart Muhtırası 1980: 12 Eylül Darbesi 1997: 28 Şubat Süreci (postmodern darbe) 2007: 27 Nisan Muhtırası 2016: 15 Temmuz Darbe Girişimi

Türkiye, maruz kaldığı doğrudan ve dolaylı darbeler ile dünya standartlarının üzerinde bir darbe geçmişine sahip. Bu oran, Latin Amerika ile Afrika gibi dünyanın en darbe eğilimli bölgelerindeki ortalamaya oldukça yakın.

Misalen, 15 Temmuz darbe girişimi benzeri bir olay, gelişmiş ülkelerin hiçbirinde son 40 yılda görülmedi. Peki, tüm bu darbeler ve askeri müdahaleler ekonomiye nasıl etki etti?

Bu konuyu geçen sene 15 Temmuz vesilesiyle gerçekleşen bir söyleşide ele almıştım. 2025 yılı bitmeden yapılacaklar listesinde görünce hemen bilgisayarımın başına oturdum ve aldıgım notları ozetleyerek darbelerin Türkiye ekonomisine etkisini kaleme aldım.

Nükleer enerji serüvenimiz , darbelerin mağdurlarından birisidir örneğin. Halihazırda inşaatı devam eden ve 2026 yılında ilk elektriği sisteme vermesi beklenen nükleer enerji santralinin hikayesi, inanması zor olsa da, tam 70 yıl önce başlamıştır. Türkiye, 1950’li yıllarda, Menderes döneminde Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Kurumu’nun kurucu üyesi olmuştur. Evet, Türkiye BM Atom Enerjisi Kurumu’nun kurucu üyesidir.

Türkiye’nin ilk nükleer enerji sahası, atom köyü olarak Ankara Nallıhan’da, Sarıyar barajının yanında kurulmaya başlanmıştır. Bu Atom köyünde çalışacak uzman kadroların yetişmesi amacıyla bir grup insan nükleer enerji alanında ihtisas yapmak için Avrupa ve ABD’ye yollanmıştır.

Türkiye’nin ilk atom mühendisi olan Prof.Dr. Ahmet Yüksel Özemre örneğin bu değerli insanlardan birisidir.

Türkiye’nin teknik alanda ilk barajı olarak kabul edilen ve Menderes döneminde inşaatına başlanıp bitirilen Sarıyar Barajı, Atom Köyü için en uygun mekan olarak seçilmiştir. O yıllarda baraj çevresinde kamulaştırılan 30 bin dönümlük bu alan bugün bile Atom Enerjisi Kurumu’nun mülküdür. 1959'ların resmi gazetesine bakıldığında kamulaştırma ile ilgili birçok kararı görmek mümkündür. Oldukça ummalı bir çalışma vardır ortada. Türkiye bu teknolojiyi daha ilk yıllarında yakalamaya, uygulamaya çalışmaktadır. Hatta 1956–1957 yıllarında Belçika’nın Mol şehrinde Nükleer atıkların bertarafı amcıyla kurulan şirketin kurucuları arasında Türkiye yer almıştır. Nükleeri hem bir enerji kaynağı, hem de tıp ve tarım gibi alanlarda kullanmak için çok hızlı bir şekilde işe koyulmuş bir ülkedir o zaman Türkiye. Maalesef tüm bu hayaller ve çabalar 1960 darbesiyle tozlu raflarda beklemeye mahkum edilmiştir.

Türkiye, darbeler ve ekonomik çalkantılardan dolayı 70 yıldır nükleer enerjinin yolunu gözlemektedir.

Daha sonra ayrıntıları ile değineceğimiz bu hazin Nükleer enerji hikayesi darbelerden nasibini alıp rafa kalkmış onlarca projeden sadece birisidir.

Tarihsel örnekler, darbelerin ekonomik açıdan ne kadar maliyetli olabileceğini gösterir. Menderes dönemiyle birlikte sanayileşme ve fabrika yatırımlarının iktisadi etkisi görülmeye başlamışken; darbeler bu süreci sekteye uğratmıştır. Kahraman Emmioğlu’nun vurguladığı üzere darbelerin etkisi büyüktür: 1960 darbesinden önce kişi başı milli gelir 700 dolar seviyesindeyken birkaç yıl içinde 200 dolarlara düşmüştür. Bu tür düşüşler, sadece rakamlardan ibaret değildir; insan hayatının, yatırım iştahının ve ülke vizyonunun yitirilmesi demektir.

Darbelerin iktisadi hayata etkileri birkaç ana başlıkta toplanabilir ve bu başlıklar birbirini besleyen, birbirini derinleştiren bir zincir oluşturur:

Yatırım yapılabilir ülke imajının zedelenmesi: Derecelendirme kuruluşlarından alınan notların düşmesi, yabancı yatırımcıların gözünde ülkenin cazibesini azalttı.

Yabancı para değerinin hızla artması ve devalüasyon: Döviz kurundaki hızlı yükseliş, ithalat maliyetlerini artırdı ve reel gelirlerde erozyona yol açtı; topluca fakirleşmenin önünü açtı.

İstikrarsızlık: Siyasi istikrarın bozulması, sık hükümet değişiklikleri ve belirsizlik; bu da uzun vadeli planlamayı zorlaştırdı. 1960–2002 arasında görev yapan hükümetlerin görevde kalma süreleri ortalama 16 aydır. Dünyada bunun benzeri bir siyasi istikrarsızlık örneği nadirdir. Bu istikrarsızlığın ana nedenlerinden birisi de yine askeri darbeler, doğrudan ya da dolaylı müdahalelerdir.

Kurumsal yapıların dejenere olması: Üst düzey bazı bürokratların görevden alınması ve kurumsal hafızanın silinmesi, kamu yönetiminin etkinliğini zayıflattı. Darbe anayasaları ve oluşturdukları bazı kurumsal yapılar yıllarca varlığını sürdürmüştür. Örneğin 1980 darbesi sonrasında Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) ve YÖK Denetleme Kurulu’nda Genel Kurmay Başkanlığı tarafından görevlendirilen asker üyeler görev almaya başlamıştır. Bu uygulama 2009 yılına kadar devam etmiştir.

Borsaya etkisi: Sermaye piyasalarında ani değer kayıpları ve yatırımcı güveninin zedelenmesi.

Bu zincirin somut tezahürleri 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında da açıkça görüldü. Olayın hemen ardından yapılan ilk hasar tespitinde, dönemin Ticaret Bakanı Tüfenkci’nin ifadelerine göre ilk tespit edilen zarar 300 milyar TL olarak açıklandı.

Finansal piyasalarda etkiler sert oldu: BIST100 endeksi yüzde 13,3 değer kaybetti; Türk Lirası bir haftada yaklaşık yüzde 8 değer kaybetti; ülke risk primi ise bir haftada 80 puana yakın yükseldi. Bu tür ani şoklar, ekonomik aktörlerin davranışlarını anında değiştirir; kredi maliyetleri artar, borçlanma pahalanır, yatırım kararları ertelenir.

Makro göstergeler daha uzun soluklu bir zarar tablosu çiziyor. 27 çeyrektir süren büyüme serüveni darbe girişimiyle ara verdi; 2016’nın 3. çeyreğinde ekonomi yüzde 0,7 küçüldü. Bu veriler, sadece bir çeyrek gerileme değil; yedi yıllık büyüme trendinin kırılması anlamına geliyor. Yıllık devlet tahvillerinin faiz oranı yükseldi; daha pahalı borçlanmaya başladık.

Uluslararası arenada da sonuçlar sert oldu. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P, 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle artan ülke riskleri karşısında Türkiye’nin kredi notunu; 20 Temmuz 2016 günü yatırım yapılabilir seviyenin iki basamak altına (BB) indirdi. Böyle bir adım, hem kamu finansman maliyetlerini yükseltir hem de özel sektörün uluslararası piyasalardan kaynak bulmasını zorlaştırır.

Ekonomik maliyetin büyüklüğü üzerine çeşitli tahminler ve araştırmalar yapılmıştır: Toplam ekonomik zararın 200–250 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor. Karşılaştırma yapılırken ilginç bir ayrıntı da var: ortalama bir Avrupa ülkesi büyüklüğündeki bir alanı etkileyen depremin ekonomik etkisi 110 milyar dolar olarak ölçülmüştür. Hal bu iken, darbelerin etkisinin neredeyse bunun iki katı kadar olması, aslında darbelerin Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en büyük doğal afetten ekonomik olarak daha zararlı olduğunu gösteriyor.

Görünenin ötesinde, daha mikro düzeydeki etkiler de önemli. Yatırım yapılabilir ülke imajının zedelenmesi nedeniyle derecelendirme kuruluşlarından alınan notların düşmesi, yabancı yatırımın azalması; kurumsal yapıların dejenere olmasıyla birlikte üst düzey bazı bürokratların görevden alınması ve kurumsal hafızanın silinmesi; borsaya olan olumsuz etki… Tüm bu etkiler, birbirini tetikleyen ve ekonomi üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilen süreçlerdir.

Bir başka boyut da toplumsal ve psikolojik etkileri denebilir. Darbeler, yatırımcı güvenini sarsarken, toplumun ekonomik beklentilerini de olumsuz etkiler. Toplumsal bellekte güvenilmeyen bir ekonomi izlenimi yer etmeye başlar. Bu topraklarda onlarca yıldır süregelen altının tasarruf aracı olarak görülmesinde darbelerin etkisi de yadsınamaz.

Diğer taraftan, uzun vadede yatırım iştahının kaybolması, girişimciliğin zayıflaması ve üretim kapasitesinin daralması, ekonominin potansiyel büyümesini düşürür. Bu nedenle darbelerin etkisi yalnızca kısa dönem şoklarından ibaret değildir; sürdürülebilir kalkınma hikâyesini kesintiye uğratır.

Söyleşide de tartıştığımız gibi, darbeler kalkınma için gerekli finansmanın Türkiye’ye girişini engellemiştir. Türkiye gibi tasarruf oranı düşük ülkeler, kalkınma hamleleri için dışarıdan finansmana ihtiyaç duyarlar. Ancak askeri darbelerin sıklıkla yaşandığı bir ülkeye bu finansman gelmeyi tercih etmez. Bu reasürans eksikliği, yatırım maliyetlerini yükseltir ve büyüme potansiyelini sınırlar.

Bu genel tahlillerin ardından, birkaç önemli sayısal gözlemi hatırlamak yerinde olur: 15 Temmuz’dan birkaç hafta sonra açıklanan ilk hasar tespiti 300 milyar TL idi ( dolar kuru ile 90 milyar dolar); BIST100 endeksi %13,3 değer kaybetti; TL bir haftada yaklaşık %8 kayıpla karşılaştı; ülke risk primi bir haftada ~80 puan yükseldi. Milli gelir ile ilgili değerlendirmelerde ise 2018 yılında milli gelirin 15 bin dolar seviyesinde olacağı; hatta milli gelirin 20 bin doların üstüne rahatlıkla çıkabileceğine dair varsayımlar vardı. Ancak darbenin ve sonrasındaki ekonomik çalkantıların bu beklenen hedefleri etkilemiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Sürat Demiryolu projesinin, nükleer enerji serüveninin veya Keban Barajı gibi yatırımların yarım kalması… Her projeden geriye kalan bu izler, darbelerin siyaseten olduğu kadar ekonomik açıdan da bir ülkenin rotasını nasıl değiştirdiğini simgeliyor.

Özetle, darbeler Türkiye’nin sadece siyasal değil, ekonomik tarihini de geri döndürülemez şekilde şekillendirmiştir. Bu ekonomik sarsıntıların bugün de etkilerini görmek mümkün. O gün yapılması gereken altyapı yatırımları, kamusal yatırımlar yapılamamıştır. Örneğin 2002 yılına girildiğinde Türkiye’deki tüm tünellerin uzunluğu sadece 50 kilometreydi. Bugün ülkemizdeki tünellerin uzunluğu 800 kilometreyi aşmıştır.

Yatırım imajının zarar görmesi, finansal dalgalanmalar, kredi notu indirimleri, artan borçlanma maliyetleri, kırılan büyüme trendleri ve kaybedilen, yarımda kalan veya iptal edilen projeler zinciri bir araya gelince ortaya çıkan tablo bellidir: Darbeler, kalkınma hamlelerinin önünde somut engeller yaratmış; ülkenin potansiyelini, yıllar içinde adım adım frenlemiştir.

Bu gerçekleri göz önünde tutmadan Türkiye ekonomisi ile ilgili yapılacak yorumlar ve karşılaştırmalar maalesef eksik kalacaktır.


메타데이터
post_id
efb5ba8dbb93
slug
darbeler-cumhuriyeti-efb5ba8dbb93
url
https://medium.com/@seyithanahmet/darbeler-cumhuriyeti-efb5ba8dbb93
canonical_url
https://medium.com/@seyithanahmet/darbeler-cumhuriyeti-efb5ba8dbb93
author_url
https://medium.com/@seyithanahmet
status
ok
fetched_at
2026-07-14 07:37:53