ILYADA
Hikayemiz Paris’in Atreusoğlu Akemmonnon’un kardeşi Menelaos’un karısı Helen’i kaçırıp Troya’ya getirmesi ve tüm Akhaların (Yunanlar) Troya…
ILYADA

Hikayemiz Paris’in Atreusoğlu Akemmonnon’un kardeşi Menelaos’un karısı Helen’i kaçırıp Troya’ya getirmesi ve tüm Akhaların (Yunanlar) Troya kıyısına yüz binlerce asker ve binlerce gemi ile gelmesiyle başlıyor. Fakat savaş başlamadan önce Akhalar arasında bir gerginlik olmuş ve bu gerginliğin sebebi ise hikayede Kral ve Erlerin Başbuğu olarak geçen Agamemnon ile meşhur Akhilleus (Aşil) arasında olan bir olaydan geliyor. Bu olayda şöyle: Agamemnon’un tutsak olarak alıkoyduğu ve cariyesine kattığı Khryseis adındaki kadını babasının geri ister ve onun için hazineler getirir. Fakat Agamemnon bunları geri çevirir ve kızını geri vermez. Bundan dolayı Khryseis’in babası Apollon’un rahibi, Apollon’a dua eder ve Apollon’da onu dinleyerek Akhaların üstüne gümüşten olan oklarını salarak tam dokuz gün dokuz gece ordunun hastalıktan kırılmasını sağlar. Bunun üzerine Akhilleus, Agamemnon’a kızı vermesini söyler. Agamemnon gönlü razı olmayarak bunu yapar. Fakat bunu yaptıktan sonra Akhilleus’un önceki savaştan ödül olarak aldığı ve çok güzel olan cariyesi Briseis’i Akhilleus’un elinden alır. Bundan dolayı Akhilleus çok öfkelenir ve çok üzülür ve Troyalarla olan savaşa katılmayacağını duyurur. Barakasında ağlar. Akhilleus’un ağladığını gören tanrıça annesi Thesis, oğlunun yanına gelir. Akhilleus, olayları annesine anlatır ve bunun öcünü alması için Zeus’a konuşmasını ister. Oğlunun üzgünlüğü karşısında perişan bir şekilde Zeus’un yanına Olympos’a giden Thesis, Zeus’a yalvarır ve Akhaların Akhilleus olmadan hiçbir şekilde zafer kazanamayacağı hakkında Zeus’tan söz alır. Zeus, bu konuda Thesis’e yardım eder çünkü, zamanında Thesis’ten çok büyük bir iyilik görmüştür.
Akhalar dokuz yıl boyunca Troyalılarla savaşmış fakat hiçbir türlü başarıya ulaşamışlardır. Çok sayıda kayıplar verilmiş ve insanlar savaştan bıkmışlardır. Dokuz yıldır Troya’da oldukları için hiç kimse baba yurduna geri dönebileceğini düşünemez ve bundan dolayı savaşı bırakıp geri dönmek isterler. Zeus ise Agamemnon’a uykusunda yalancı bir düş göndererek ona Troya’yı ele geçirdiğini gösterir ve Agamemnon da bu düşten sonra bir toplantı düzenler. Zorda olsa tekrardan orduları toplarlar. Ve tekrar savaşa dönerler.
Hektor ise Helen’i kaçırmış olan kardeşi Paris’e savaşta yer almadığı için yakarışlarda bulunur ve onu korkaklıkla suçlar. Bu yakarışlardan sebep cesaretini toplayan Paris, karısını elinden aldığı Menelaos ile teke tek dövüşe girer. Bu dövüşü kim kazanırsa, Helen’e ve rakibinin malına da sahip olacaktır. Dövüş başlar fakat Paris, Menelaos’a kaybediyordur. Bunu fark eden Aphrodite hemen yeryüzüne iner ve Paris’i Menelaos’tan kaçırır ve onu Helen’in yanına götürür.
Tanrıça Aphrodite Paris’i kaçırdığı için iki taraf arasında yapılan anlaşma bozulur ve iki taraf tekrardan savaşmaya başlar. Her iki tarafta da yanlarında onlarla birlikte savaşan tanrılar vardır. Bunlar Troya’da Ares, Apollon, Akhalarda ise Poseidon, Athene, Here. Athene ise en sevilenlerden biri olan Diomedes’e yardım ediyordur. Ona güç ve ün veriyordur savaşta. Onunla birlikte savaşıyordur. Savaş esanasında tanrısal Aineias ile karşı karşıya gelen Diomedes. Onuda öldürecekken yine araya Aphrodite girer ve onu aynı Paris’i kaçırdığı gibi kaçırmaya çalışır. Aineias Diomedes ile olan savaşında yaralanmıştır ve Aphrodite onu kaçırırken Diomedes bu duruma sinirlenir ve Aphrodite’e saldırır. Tabi bu saldırşı boşuna değildir. Aphrodite bundan yara alır ve Aineias’ı düşürür. Bu olaydan sonra hemen Olympos’a geri döner. Tabi, Ares halen Troyalıların yanında Hektorla birlikte Akha ordularına karşı savaşıyor ve savaşı kışkırtıyordu. Zeus ise Ares’e karşılık Athene’yi göndermişti Olympos’tan ve Athene, Diomedes’e yardım ettiği ve Diomedes bundan güç aldığı için, Ares’e kargısını fırlatır ve Athene de o kargıyı Ares’in göbeğinin hemen altına yönlendirir ve Ares yaralanır.
Ares’in yardımlarını kaybeden Troya ordusunun gücü zayıflar ve Troya ordusu geri çekilmeye başlar. Bunu fark eden Hektor, orduya tekrardan güç verir ve onları geri çağırır. Ordular savaş alanına geri giderken, Hektor surların arkasına, Troya’ya gitmeye ve kuruldaki yaşlılar ve kadınlarla konuşmaya karar verir. Onlara tanrılara yalvarmasını ve yüzlük kurbanlar adamalarını söyleyecektir. Durumu anlatır ve karısını ve oğlunu görmeye gider. Bundan sonra tekrar savaş alanına geri dönmeye karar veren Hektor, dönerken Aleksandros ile karşılaşır ve ona kinini kusacakken Aleksandros’un yaptıklarının dersini aldığını ve savaş alanına dönmek istediğini anlar. İkisi birden tekrar Akhalar ile savaşmak için savaş meydanına geri döner. Belli bir süre sonra iki taraf arasında ölüleri toplayıp yakmak için bir süreliğine ateşkes imzalanır ve iki ordu da bu süre zarfında ölülerini savaş alanından çeker.
Fakat Zeus Troyalıların kazanmasını ister ve her ne kadar Ares savaşta olmasa bile Zeus Troyalılara güç verir. Bundan dolayı da Akha orduları kendi gemilerine doğru geri çekilmek zorunda kalır, fakat kurdukları duvardan Troyalılar geçemez. Böyle olmasına rağmen Troya ordusu çetin cevizdir ve Akhaların duvarlarını çok zorlarlar. Bundan dolayı Agamemnon önderliğinde bir toplantı düzenlenir ve Agamemnon, Akhilleus’a en güvenilir adamlardan oluşan bir komite gönderir. Bu komite Akhilleus’u ikna etmek için onun barakasına giderler ve Agamemnon’un vaatlerini ve aldığı savaş esiri olan Breseis’i de geri vereceklerini söylerler. Her ne kadar yalvarırlarsa yalvarsınlar Akhilleus bu teklifi kabul etmez ve komiteyi geri çevirir.
En sonunda Agamemnon, Odysseus, Nestor ve bir sürü kahraman tekrardan savaş alanına geri dönerler. Savaş alanında Agamemnon ile Hektor karşı karşıya gelir ve bu karşılaşmada Agamemnon ciddi bir yara alır ve savaş alanını terk etmek zorunda kalır. Aynı şekilde savaş esnasında yine birçok kahraman yaralanır ve Akha ordusu çok zayıflar. Bu olayları ise Akhilleus ve en yakın arkadaşı Patroklos uzaktan izlerler. Patroklos bu duruma çok üzülür.
En sonunda Troyalılar duvarı yıkar ve Akhaları gemilerine kadar geriletirler. Artık savaş gemilerde devam etmektedir. Tanrılar arasında ise yine Here planlar peşindedir. Troyaların kazanmasını istemeyen Here, Zeus’un yanına gider ve Zeus’a onunla birlikte olmak için kandırır. Bu esnada daha önceden Here ve Poseidon’un anlaştığı üzere, Poseidon denizden çıkar ve Akhalara yardım etmeye başlar. Bu gücü ellerine alan Akhalar Troyalıları gemilerinden püskürtmeyi başarırlar. Fakat Zeus, Here ile birlikte olduktan belli bir süre sonra uyanır ve Here’nin onu kandırdığını anlar. Dolayısıyla Poseidon geri çekilmek zorunda kalır.
Troyalıları geri püskürtmelerine karşın Akhalarda durum çok vahimdir. Patroklos zaten savaşa katılmadıkları için dertlenirken bir de üzerine bu durumla karşılaşınca iyice perişan olur ve dayanamayıp en sonunda Akhilleus’un yanına gider ve savaşa katılmak istediğini söyler. Akhilleus bu duruma karşılık arkadaşına izin verir ve onu çok tembihler ve öğüt verir. Fakat bu uyarıları ve öğütleri daha sonrasında Patroklos dinlemeyecektir.
Akhilleus’un zırhını, kalkanını ve bilimum eşyasını alan Patroklos Akhalara yardıma koşar ve onlara önderlik eder. Orduyu daha da rahatlatan Patroklos orduya bir yol açar ve savaşı tekrar Troya surlarına kadar getirmeyi başarır. Fakat burada Patroklos’u korkunç bir son bekliyordur. Akhaları surlara kadar getirmeyi başaran Patroklos, Hektorla yüz yüze gelir. Aralarında ciddi bir kavga başlar. Hektor, Apollon’dan aldığı yardımla Patroklos’u vurur ve öldürür. Patroklos öldükten sonra Hektor onu Akhalara geri vermeyi istemez ve bu seferde Patroklos’un ölüsü için savaş çıkar. En sonunda Ölüyü gemilerine kadar getirirler ve Akhilleus yas tutar. Bundan dolayı büyük acılar çeker ve en sonunda bu yakarışlarını annesi Thetis duyar ve onunla konuşmaya gider. Bu konuşmadan sonra ise Thetis hemen Hephaistos’un yanına gider ve ondan oğlu için teçhizat yapmasını ister. Bu ricasını Hephaistos kırmaz ve hemen yerine getirir.
Yeni teçhizatlara sahip olan Akhilleus hemen savaş alanına döner ve öfkesiyle birlikte tüm Troya ordusunu yıkar geçer. Troyalılar bunlardan dolayı surlarının içlerine kaçmak zorunda kalır. Hektor ise her ne kadar korksa da Akhilleus’tan savaşması gerektiğini bilir. Kim ne derse desin, kim ne öğüt verirse versin Hektor surların dışına çıkmak zorundadır. En sonunda ikili karşı karşıya gelir ve beklenen çarpışma gerçekleşir. Bu çarpışmanın sonucunda tahmin edileceği üzere Hektor ölür ve Akhilleus, Hektor’u ayaklarından bağlar ve onu at arabasıyla sürükleyerek gemilerine götürür. Ölüsü yatarken barakasının önünde diğer tanrılar Hektor’un bedeni bozulmasın diye ona yardım ederler. Akhilleus ise arkadaşı için olan yasını rahatça tutuyor ve onun için ziyafetler düzenliyordur. Fakat işler Troya tarafında böyle değildir maalesef. Hektor’un ölmesi kadar onun bedenin geri alamamak Troyalıları kahreder.
Bu yakarışlara en sonunda Zeus dayanamaz ve Hermes’i görevlendirir ve Hektor’un babası Kral Priamos’u oğlunun bedenini almasına yardımcı olur. Bu süre içinde gizlice Ahka ordularının içine giren Kral Priamos ve Hermes en sonunda Akhilleus ile karşı karşıya gelirler. Kral Priamos, Akhilleus’a yalvarır. Bu yalvarışlar karşısında Akhilleus’un yüreği yumuşar ve Krala istediğini verir. Ve hikayemiz burada sonlanır.
Açıkça benim çok etkilendiğim kitaplardan biri oldu. Çünkü o dönemlerde yazılmış ve daha sonraları bu destan / destanlar tam bir din haline gelmiş. Destan o dönemden bu zamana gelene kadar Homeros’tan sonra birçok ozanın elinden geçmiş, gerek bazı yerler çıkartılmış gerekse bazıları eklenmiştir. Çok fazla değişikliğe uğramıştır kısaca. Bu destanı çok beğenmeme karşın çoğu yerleri fazlasıyla detaya girilmiş ve bundan dolayı da biraz sıkıcılığa geçmiş. Fakat onun dışında kitap hem çok hoşuma gitti. Özellikle savaş kısımlarında çok sürükleyici ve fazlasıyla akıcı olduğunu söyleyebilirim. M.Ö. 850’lerden günümüze kadar gelmesi bile ayrı bir merak ve ilgi uyandırıyor. Dolayısıyla bu kitabı herkesin okuması gerekiyor. O dönemin Çanakkale civarına sahip olan Troyalılar ile Yunanistan’dan gelen Akhalar arasında süren 10 yıllık bir savaşı çok detaylı ve betimleyici bir şekilde bizlere sunulmuş. Tabi burada iki muhteşem insanı da atlamamak lazım. Bu güzel eseri bizlere çevirisini sunan Azra Erhat ile İbrahim Abdülkadir Meriçboyu çok güzel bir iş çıkartmışlar. Tabi Yunanca’dan Türkçe’ye çevirirken kendilerinin söylediği gibi kafiye bozuklukları olmuş fakat yine de hakklarını vermek lazım. Öyle kolay bir şey değildir, özellikle eski Yunanca’dan bir çeviri yapmak. Onun dışında kitap çok etkileyici dedim. Gerek destan olarak gerek içindeki kahramanlar olarak çok başarılı bir kitap. Fakat sevmediğim yönleride olmadı değil. Bunlardan biri maalesef çok fazla detaya yer verilmiş. Hatta öyle ki bazı yerlerde öyle bir detaycılık hakim ki olaylardan bile uzaklaşabiliyor, konudan kopabiliyorsunuz. Sırf bunlardan dolayı kitap bana göre 600 küsür sayfa tutmuş. Bu kadar fazla detay betimleme olmasa daha az bir sayfa tutarmış. Bir diğeri de destan bence tam olması gereken yerde bitmemiş. Kral Priamos, Akhilleus’tan oğlu Hektor’un bedenini geri alınca destan son bulmuş ve biranda bitirilmiş gibi hissetim. Bunlar dışında dediğim gibi kitabı, öyküsünü çok beğendim ve beni fazlasıyla etkileyen bir kitap oldu.
Kaynaklar
Homeros — İlyada
https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0lyada
Baran Bulut
메타데이터
- post_id
- efef723bb321
- slug
- ilyada-efef723bb321
- url
- https://medium.com/@baranbulut8/ilyada-efef723bb321
- canonical_url
- https://medium.com/@baranbulut8/ilyada-efef723bb321
- author_url
- https://medium.com/@baranbulut8
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-08 20:39:03