MASUM BİR DİLEK
Ne dilediğine dikkat etmelisin…
MASUM BİR DİLEK
Ne dilediğine dikkat etmelisin…

Yapay zeka ile oluşturuldu
Kurgu Hikaye Atölyemizin 3.sü için yazdığım kısa hikayemdir.
Yine yalnızdı işte. Kimse onu anlamıyordu. Annesi ve babasıyla defalarca konuşmaya çalışmış ama her seferinde de kendisine sadece akıl vermişlerdi. Bir kerecik olsun ona kulak verip ne demek istediğini anlamaya çalışsalardı böyle olmayacaktı. Her Allah’ın günü edilen kavgalardan usanmıştı artık. Keşke susup hiç konuşamasalar, sadece dinleselerdi. Böyle bir ailenin içinde bu imkânsızdı işte.
Okuldan geldikten sonra daha üniformasını bile çıkarmadan başlayan kavgadan kaçmanın tek yolunu kendini dışarı atmakta bulmuştu. İnsanı bıçak gibi kesen bir ayaz vardı dışarıda. Sarı montunun fermuarını en tepeye kadar çekti. Tüylü kapüşonunu da kapatıp ellerini cebine soktu. “Evdekiler biraz sakinleşsinler öyle giderim” diye düşünüyordu ama asıl kendisinin sakinleşmeye ihtiyacı vardı. Ne zordu bu ergenlik böyle? Tüm arkadaşlarının ev hayatı böyle miydi acaba? Birkaçının durumu da böyleydi biliyordu ama herkes mi böyleydi? Hiç mi mutlu bir aile hayatı olan yoktu? Bir an önce reşit olup evden uzaklaşmaktan başka bir şey istemiyordu.
Farkında olmadan yaklaşık yarım saat yürümüş ve şehrin en büyük parkına gelmişti. İşten eve dönen araçlar dışında sokaklar boştu. Bu soğukta ondan başka yürüyen kimse yoktu. Parkta bir tur atıp eve dönebilirdi artık. Zaten hava da iyice kararmaya başlamıştı.
Parkın yürüyüş yolu karla kaplanmıştı. Ortadaki yapay göl ise donmuştu. Botlarının altındaki karlar her adımda kıtır kıtır sesler çıkarıyor, bu da onun hoşuna gidiyordu. Bu kıtırtılara odaklanmak bir terapi gibi düşüncelerinden uzaklaşmasına ve zihnini boşaltmasına yardımcı olmuştu. Parkın ortasına geldiğinde hava biraz daha yumuşamış ve kar yağmaya başlamıştı. Kafasını kaldırıp kirpiklerine düşen karlarla gözlerini kırpıştırarak yukarı baktı. Dilini çıkarıp yağan kar tanelerini yakalamaya çalıştı. Sonra da kendi kendine gülmeye başladı. Artık kendini daha iyi hissediyordu. Keyfi yerine gelmişti. Evden çıkarken asılan suratı şimdi mutlulukla gülümsüyordu.
Yürüyüş yolundan ayrılıp ağaçların arasından yürümeye devam etti. Burada kar daha yumuşak ve fazlaydı. Tekmeler atıp karları savurarak yürürken ayağı sert bir şeye çarptı ve parlak bir nesne karların içinden havalanıp biraz ilerideki kuru bir ağacın yanına düştü. Oraya doğru gidip karda oluşan ufak çukura baktı. Fenerini kullanmak için cep telefonunu çıkardı. Annesi ve babasından gelen cevapsız çağrıları görmezden gelerek telefonun fenerini açıp çukura tuttu. Yuvarlak bir cisim parlıyordu. Diğer elini çukura sokup pürüzsüz yüzeyli nesneyi tutup çıkardı. Bu bir kar küresiydi. Telefonunu cebine koyup kürenin üzerindeki karları sildi. Sarı montlu ve kapüşonu kafasında, yüzü gözükmeyen bir kız figürü vardı içinde. Kurumuş büyük bir ağacın önünde, elinde kırmızı bir hediye paketi tutuyordu. Daha önce hiç böyle bir kar küresi görmemişti. Birkaç kez ters düz edip salladı. Kürenin içinde kar yağmaya başladı. Beyaz parçaların her biri sanki ışıl ışıl parlıyor gibi figürün etrafında dönüyordu. Gözlerini ayırmadan bu ışıltılı gösteriyi izlemeye başladı. Kürenin içindeki karlar dönüyor, yükselip alçalıyor, belli bir ahenkle dans ediyordu sanki. Kapüşonunun önündeki tüyler rüzgârla sallanmaya başlayınca gözlerini küreden ayırıp yukarı baktı. Hafif bir rüzgâr çıkmıştı ve lapa lapa yağan karı savuruyordu. İri kar taneleri kızın etrafında bir sağa bir sola dönüyordu. Sanki ona özel bir gösteri yapıyorlarmış gibi mutlu gözlerle izledi karın rüzgârla yaptığı dansı.
Kafasını indirdiğinde elinde kar küresi yerine kırmızı bir hediye kutusu tuttuğunu fark etti. Kutunun simli kaplaması göz alıcı şekilde parlıyordu. Siyah kurdelesinin kulakları iki eşit uzunlukta olacak şekilde özenle bağlanmıştı. Küreyi aldığı çukurun yanındaki kuru ağacın önünde, elinde hediye paketiyle beklerken, aynı kürenin içindeki sahneye benziyordu şimdi. Etrafına bakındı ama parkta ondan başka kimse yoktu. Siyah kurdelenin bir ucunu çekip düğümü çözdü ve kapağını açıp yere bıraktı. Kutunun içinde katlanmış bir kâğıt vardı. Kâğıdı alıp kutuyu da yere bıraktıktan sonra bir kez daha etrafını kolaçan etti ve kâğıdı açtı. Düzgün bir el yazısıyla yazılmış kısa bir not vardı.
“Bugün istediğin bir ‘Dilek’in gerçek olacak olsa ne dilerdin?”
Altında herhangi bir imza yoktu. Kâğıdın arkasını çevirip baktı ama orası da boştu. Birisinin yaptığı bir eşek şakası herhalde diye düşündü.
“Ha! Ha! Ha! Çok komikti!” diye seslendi boş parka. “İnsan yiyecek bir şey bari koyar kutuya. Şu an güzel bir çikolataya hayır demezdim.” Dinledi ama ona cevap veren kimse olmadı. Elindeki nota tekrar baktı.
“Şaka yaptığımı da nereden çıkardın? Kutunun içine baksana” yazıyordu.
Yüzü bir an da değişti ve notu elinden düşürdü. Hafif rüzgâr hala esmesine ve etrafındaki karlar da hala uçuşmasına rağmen kâğıt sanki demirden yapılmış gibi savrulmadan karların üzerine düştü. Yere çömelip kutunun içine baktığında bir şaşkınlık nidası atıp hızla kalktı ve dengesini kaybedip poposunun üzerine oturdu. Ayaklarıyla kendini geriye doğru sürükleyip uzaklaştı. Bu nasıl bir şakaydı böyle? Kesin bir sokak sihirbazı gizli kameraya çekerek bir gösteri yapıyordu şu an.
“Tamam tamam çok güzel bir numaraydı bu. Bayıldım!” Yine hiçbir yerden ses gelmedi. “Artık ortaya çıkabilirsin! Sen harika bir sihirbazsın kabul ediyorum! Sosyal medya hesabımda paylaşacağım seni söz veriyorum!” Ayağa kalkıp üstünü başını silkeledi. Ağır adımlarla yerde duran kutuya ve rüzgârda hiç kıpırdamayan kâğıda yaklaştı. Elini kutunun içine uzattı ve parmaklarına değen sert cismi kavrayıp çıkardı. Üzerinde altın yaldızlı bir hediye kutusu baskısı olan, kırmızı kaplı bir tablet çikolataydı bu. Elinde evirip çevirdi ama herhangi bir yazı göremedi. Paketi açtığında mis gibi bir kakao kokusu etrafa yayıldı. Tabletin köşesinden bir ısırık aldığında damağında bir lezzet şöleni başlamıştı. “Hayatımda bu kadar lezzetli bir çikolata yemedim ben! Aman Allah’ım bu muhteşem bir tat!” diyerek kocaman bir ısırık daha aldı. Büyük bir iştahla tabletin hepsini yedikten sonra tüm vücudu mutluluk hormonuyla dolup taşıyordu artık. Evden çıkarken yaşadığı kavganın stresinden eser kalmamıştı. Tekrar çömelip yerdeki notu aldı. “Bu bir çeşit katlanabilir ekran olmalı” diye düşündü. Yakınlarda birileri vardı ve ona oyun oynuyorlardı kesin.
“Evet kabul ediyorum bu güzel bir oyundu. Kimsin sen?” Kâğıdın üzerindeki yazılar silinip yerine başka harfler gelmeye başladı.
“Ben, beni bulanların dileklerini gerçekleştiririm.”
“Nasıl yani? Alaattin’in Sihirli Lambası’ndaki cin gibi mi?” Bekledi ama bir cevap gelmedi. Bu masalı bilmeyen bir sihirbaz olamazdı herhalde.
“Bugün istediğin bir ‘Dilek’in gerçek olacak olsa ne dilerdin?” Kâğıtta yine ilk gördüğü not yazıyordu.
“İzin ver biraz düşüneyim. Bir şartın var mı peki? Benden bir şey isteyecek misin?”
“Ben sadece dilekleri gerçekleştiririm.”
“Masaldaki gibi 3 dilek hakkım mı var?”
“Yalnızca 1 dilek dileyebilirsin. O yüzden iyi düşün.”
Kendi kendine gülümsedi kız. Ne saçma bir oyunun içine düşmüştü böyle. En azından kafası dağılmış ve güzel bir çikolata yemişti. Notu kutuya tekrar koyduktan sonra arkasını dönüp gidecekti. Derken cebindeki telefon titreyip yüksek sesle çalmaya başlayınca irkilip küçük bir çığlık attı, sonra hemen eliyle ağzını kapattı. Bu boş parkta durmuş kendini izleyen gizli kameraların karşısında çalan telefonundan korkmuştu. Cebinden telefonunu çıkardı. Arayan annesiydi. Saate baktığında evden çıkalı neredeyse 1 saat geçtiğini görünce şaşırdı. Vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştı. Telefonu neşeli bir ses tonuyla açtı. Daha bir kelime söyleyemeden annesinin dışarıdan bile duyulabilen yüksek sesiyle karşılaştı.
“Neredesin sen ha! Saat kaç oldu! Hemen eve geliyorsun yoksa o bacaklarını kırarım senin!”
“Öff anne! Bir kere olsun beni dinlesen ölür müsün? Ben sadece…”
“Sen sadece ne? Bu kadar da asi olunmaz ki ama! Çalış, çabala, yedir, içir karşılığı bu mu yani! Bir kere de söz dinlesen sen ölür müsün asıl! Hemen eve geliyorsun baban küplere bindi bekliyor!” Kızın suratı evden çıktığı zamanki gibi asılmış, tüm neşesi kaçmıştı yine.
“Geliyorum merak etmeyin. Doya doya bağırırsınız bana!” diyerek telefonu kapattı ve sessize alıp cebine koydu. Zaten eve gidince bir dünya azar işitecekti bir de telefonda duymaya ihtiyacı yoktu. Tek yaptıkları ona bağırmak, ne yapacağını ve yapmayacağını söylemekti. Bıkmıştı bu durumdan. Keşke bir kerecik olsun sussalar ve konuşmadan sadece onu dinleselerdi. Gözü yerdeki kutuya kaydı. Elini uzatıp içindeki notu tekrar aldı. Hala aynı yazı yazıyordu.
“Bugün istediğin bir ‘Dilek’in gerçek olacak olsa ne dilerdin?”
“Anne ve babamın konuşmadan beni dinlemelerini istiyorum” dedi. Sonra da kendi kendine güldü. Orada ayakta durmuş bir kâğıttan medet umuyordu. Anne ve babası buydu işte, asla değişmezlerdi. Bunun için bir mucize gerekliydi.
“Nasıl istersen.” Kâğıttaki yazıyı görünce bir kahkaha attı. Sesi boş parkta yankılandı. Kâğıda bakıp bekledi ama hiçbir şey olmadı. Etrafına yine bakındı ve kimseler yoktu.
“Ben gidiyorum!” diye bağırdı ağaçlara doğru. Ona cevap veren kimse olmadı. “En azından bu bölümü hangi kanalda yayınlayacaksınız onu söyleyin bari!” Yine cevap gelmedi. “Evet saçma bir gündü ve en olmadık saçma bir şekilde de bitiyor” diyerek notu katlayıp cebine soktu. Hediye kutusu çok şık görünüyordu. Alıp yanında götürmek istedi ama sonra onu bulduğu bu yerde bırakmaya karar verdi. Parkın yürüme yoluna çıkıp eve doğru yola koyuldu. Arkasını dönüp kutuyu bulduğu yere doğru baktı. Sadece o bölgede kar küresinin içi gibi hafif bir rüzgâr eşliğinde dans eden kar tanelerini gördü. Etrafına bakındı ama parkın geri kalanında kar taneleri lapa lapa yağarak dümdüz düşüyordu. Önüne dönüp azar işiteceği evine doğru isteksiz adımların hızlandırdı. Parka gelirken ayağının altında onu neşelendiren sesler çıkaran kar artık o kadar da zevk vermiyordu. Sadece onun eve gidişini geciktiriyordu. Ve geciktiği her dakika da evde bekleyenler daha çok sinirleneceklerdi.
Karlara bata çıka zorda olsa parktan çıkıp yola düştü. Kaldırımlar daha temizdi. Apartmanın önüne geldiğinde derin bir iç geçirdi. Oturma odasının ışığı yanıyordu. Babası oturmuş televizyona bakarken annesi de odada volta atıyor olmalıydı. Apartman kapısını açıp isteksiz adımlarla merdivenleri tırmandı. Öfleyerek zile bastı. Bekledi ama kimse kapıyı açmadı. Birkaç kez daha zile bastı ama yine kapıyı kimse açmıyordu.
“Anne! Baba! Gerçekten beni dışarıda mı bırakacaksınız!” Kapıyı yumrukladı ama içeriden ne ses geliyor ne de kapı açılıyordu. “Sanki kendi anahtarım yok” dedi ve cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtı. İçeriden televizyonun sesi geliyordu ancak anne ve babasını duyamıyordu. Biraz önceki hiddeti yumuşamış, bu sefer merakla içeri seslenmişti.
“Anne? Baba? Neredesiniz?” Komşuya falan mı gitmişlerdi acaba? Ama televizyonu ve ışıkları açık bırakıp gitmezlerdi ki. İçeri adım attığında bir yanık kokusu burnuna geldi. Hemen soldaki mutfağa koştu ve ocakta, içinden dumanlar çıkan tencerenin altını kapattı. O an da içini bir korku kapladı. İkisine birden bir şey mi olmuştu yoksa? “Anne!? Baba!?” diye bağırarak oturma odasına koştu. Anne ve babası, arkaları odanın kapısına dönük olarak koltukta yan yana oturmuş televizyona bakıyorlardı. Kızın içi biraz olsun rahatladı. Odaya girip koltuğun yanından geçerken söylendi.

Yapay zeka ile oluşturuldu
“Sesleniyorum neden cevap vermiyorsunuz? Yemeğin altını açık bırakmışsın anne fark etme…” Anne ve babasının yüzlerini görünce küçük bir çığlık attı. “Anne! Baba! Ne oldu böyle!?” İkisinin de gözleri korkudan fal taşı gibi açılmış kızlarına bakıyordu. Dudakları birbirine kaynamış, ağızlarının olduğu yer tamamen kapanmıştı. Sanki hiç ağızları olmamış gibi dümdüzdü o bölge. Hemen önlerinde diz çöküp yüzlerine baktı. “Ne oldu size böyle?” İkisi de hiçbir şey söylemeden ona bakıyorlardı. Sadece burunlarından soludukları havanın sesi geliyordu. Eliyle annesinin kapanan ağızının olduğu yere dokundu. Pürüzsüz bir deri parçasıydı. Annesinin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı ancak gözlerindeki dehşet ifadesi kaybolmamıştı. “Aman Allah’ım! Bu nasıl olur? Ne oldu size böyle? Ben ne yapacağım şimdi?” Panikle ayağa kalkıp amaçsızca etrafına bakındı. Gözlerini anne babasının ağızsız yüzlerinden alamıyordu. Onlar da kızlarına dehşetle açılmış gözleriyle sadece bakıyorlardı. Neden sonra yardım çağırmak aklına geldi ve cebinden telefonunu hızla çıkarırken odanın ortasına katlanmış beyaz bir kâğıt düştü. Kızın yüzü birden değişti. Artık onun da yüzünde aynı korku dolu ifade vardı. Sanki ısıracakmış gibi temkinli bir şekilde kâğıda uzandı. Yazanları görünce küçük bir çığlık atıp elindeki telefonu düşürdü.
“Artık konuşmadan seni dinleyebilirler.” Dudakları korkudan titrerken kâğıdı tutan parmakları gevşedi. Kâğıt kayıp düşerken minik kar taneleri gibi çözünmeye başladı ve zemine değmeden uçuşup gözden kayboldu.
| Instagram: alacakaranlik_oykuler | web: www.mhakdas.com
메타데이터
- post_id
- f0bfc7bfaf20
- slug
- masum-bi̇r-di̇lek-f0bfc7bfaf20
- url
- https://mediumturkiye.com/masum-bi%CC%87r-di%CC%87lek-f0bfc7bfaf20
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/masum-bi%CC%87r-di%CC%87lek-f0bfc7bfaf20
- author_url
- https://medium.com/@mharunakdas
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-26 08:21:59