ANKARA’YA TESLİM EDİLDİLER
Serdar ÖZTÜRK
ANKARA’YA TESLİM EDİLDİLER

Serdar ÖZTÜRK
İstanbul polisi, 6 Mayıs 2000 tarihinde yakaladığı Hizbullah militanlarını 7 Mayıs’ta Ankara polisine teslim etti. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı başta olmak üzere Ankara’da meydana gelen faili meçhul diğer olayların da o andaki şüphelileri idiler.
(BELGE-59)

Yusuf Karakuş, İstanbul’da yakalandıktan sonra kabul ettiği itirafçılığı Ankara’da da sürdürdü. Ankara polisi, 6 günlük sorgusu sonunda Yusuf Karakuş’un ifadesini yeniden aldı.
Yusuf Karakuş Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde 12 Mayıs 2000 günü verdiği ifadede, Selam örgütünde katıldığı ilk eylemin 1991 yılında gazeteci-yazar Oktay Ekşi’nin eşinin Beyazıt Meydanı yakınlarındaki bir yerde açmış olduğu sergi salonunun basılması olduğunu söyleyerek Uğur Mumcu cinayeti hakkında şu bilgileri verdi:
…..
“Ben SELAM örgütü adına katıldığım üçüncü eylemim Ankara’da Uğur
Mumcu’nun arabasına bomba konulması olayıdır. 21.01.1993 tarihinde Tevhid Dergisi bürosunda oturduğumuz esnada Mehmet Şahin bana seni Hasan Kılıç Akademide bekliyor dedi. Ben de Tevhid dergisi bürosundan ayrılarak Akademi bürosuna gittim. Akademi’de Hasan Kılıç’a ait olan büroya girdiğimde içeride Hasan Kılıç, Abdulhamit Çelik ve Abbas Gulamzade’nin kaçırılması olayını bize anlatan ve kaçırma olayı esnasında da bizimle birlikte olan İranlı Savama ajanı Ali’nin de orada olduğunu gördüm. Ben de şahıslarla tokalaşarak boş bir koltuğa oturdum.
Burada Hasan Kılıç bana Uğur Mumcu’ya yönelik senin bildiğin konuda eylem yapacağız, bu eylem ile ilgili olarak Ankara’ya gitmemiz gerektiğini söyledi. Olayın istihbaratının tamam olduğunu, ertesi gün sabah erken bir vakitte yine aynı yerde yani Akademide buluşmaya karar vererek ayrıldık. Ve ertesi gün sabah 07.00–08.00 sıralarında Akademiye gittim. Ben Akademiye gittiğimde yine bir önceki gün gördüğüm Hasan Kılıç, Abdulhamit Çelik ve İranlı Ali vardı. Hasan Kılıç ile görüştükten sonra oradan ayrılarak Abdulhamit Çelik ve ben otogara gittik. Diğer İranlı Savama ajanı Ali…. de bizden ayrı olarak otogara geldi.
Ankara’ya gidiş biletlerimizi Abdulhamit Çelik aldı. Ancak şu an hangi turizm firmasından aldığımızı hatırlayamıyorum. Bilet aldığı otobüsün kalkış saati ise 09.00 civarıydı. Otobüste ben ve Abdulhamit Çelik birlikte oturduk. İranlı Savama ajanı Ali ise otobüsün arka tarafında çaprazımızdaki koltuklardan birinde oturdu. İstanbul’dan Ankara’ya gidişimiz esnasında otobüs bir kez Bolu dağı mevkiinde mala verdi. Bu malada Abdulhamit Çelik, ben ve İranlı Savama ajanı Ali yemek yedik ve çay içtik. Mola bitiminde aynı yerlerimize oturduk. Ve otobüs 15.00 sıralarında Ankara otogarına girdi. Burada otobüsten inerek otogarda İranlı Savama ajanı Ali ankesörlü bir telefondan bir yere telefon etti, daha sonra otogardan ayrılarak bir ticari taksiye bindik ve Ulus heykelinin yanına geldik burada plakasını bilmediğim Brodway marka beyaz bir oto ile isimlerini bilmediğim üç İranlı şahıslarla buluştuk ve araca binerek Hacı Bayram camisi yakınlarında arabadan indik. Ve yürüyerek Hacı Bayram Camisine gittik. Ben burada WC’ye gittim. WC’den çıktıktan sonra abdest aldım. Caminin ön bahçe kısmında bulunan çaycıdan bir çay aldım. Çayla birlikte bir sigara içtikten sonra camiye girdim. Ve burada Abdulhamit Çelik’in tercümanlığı ile yapacağımız eylemdeki görev dağılımını belirledik. İstanbul’dan bizimle gelen İranlı Savama ajanı Ali, Abdulhamit Çelik vasıtası ile benim eylemdeki görevimin bombayı koyacağımız yerin yakınında bulunan polis noktasındaki görevliyi oyalamak olduğunu bildirdi. Bu camiden ayrılarak Ankara’da gördüğüm 3 İranlı Savama ajanının kendilerine ait olan plakasını hatırlayamadığım beyaz Brodway marka oto ile biz de yani ben, Abdulhamit Çelik ve bizimle birlikte gelen İranlı Savama ajanı Ali ile bir ticari taksiye binerek eylem yerine yakın bir yerde öndeki Brodway marka otunun sinyal vermesi üzerine durduk. Biz ticari taksiden inerek ticari taksiyi gönderdik. Diğer 3 İranlı da arabadan indi.
Brodway marka otodan inen İranlılardan bir tanesi sokakta gözcülük yaptı. Ben sokağın ilerisinde bulunan polis kulübesindeki görevli polisin görüş istikametini diğer iki İranlının keşif yapacağı istikametten uzak tutmak amacıyla polisi oyaladım. Eğer bu esnada Polis olayı anlar, müdahale etmeye kalkarsa görevli Polis etkisiz hale getirilecekti. Bu görevde gözcülük yapan şahsa verilmişti. Diğer iki İranlı şahısta sokağa bakarak arabanın keşfini yaptılar. Ve keşif yapan İranlılar keşiflerini yapıp sokaktan ayrılınca ben de Polisin yanından ayrılarak Brodway marka otonun yanına gittim. Ancak oyalama esnasında polis ile ne konuştuğumu hatırlayamıyorum. Diğer 3 İranlı yine geldikleri Brodway marka oto ile ayrıldılar. Ben, Abdulhamit Çelik, bizimle birlikte İstanbul’dan gelen İranlı Savama ajanı Ali ile birlikte yoldan geçen bir ticari taksiyi durdurarak arabaya bindik ve Ulus heykelinin yakınında ben ve Abdulhamit Çelik ticari taksiden indik.
Bizimle birlikte İstanbul’dan gelen İranlı Savama ajanı Ali arabadan inmedi ve devam etti. Ertesi gün sabah 08.10 da aynı yerde buluşmak üzere randevulaştık. Ben ve Abdulhamit Çelik o geceyi geçirmek üzere Ulus civarında bir otele yerleştik. Otelde bizim kayıtlarımız yapılmadı. Ve bir günlük otel ücretini peşin olarak Abdulhamit Çelik verdi. Otelin ismini hatırlamıyordum. Ancak sizinle gittiğimiz yer göstermede size göstermiş olduğum otel o gece kaldığımız oteldi. Otel Ulus heykeline yürüyerek 10–15 dakika mesafede idi. Gece boyunca otelden hiç çıkmadık.
Sabah uyandığımızda saat 08.00 idi. Acele bir şekilde kalktık ve bir önceki gün randevulaştığımız Ulus heykeli yanına geldik. Ulus heykelinin karşı tarafında bizi diğer 4 İranlıların beklediklerini gördük. Ben Brodway marka otaya bindim. Ancak Abdulhamit Çelik İstanbul’a gitmek üzere burada bizden ayrıldı. Çünkü Abdulhamit Çelik’in bu eylemdeki görevi sadece benimle İranlılar arasında tercümanlık yapmaktı. Biz 5 kişi Brodway marka oto ile Uğur Mumcu’nun evinin bulunduğu sokağa yakın bir yerde, bir önceki gece arabayı bıraktığımız yere bıraktık. Arabanın ön tarafında şoförün yanında oturan İranlı şahsın elinde beyaz bir poşet vardı. Bomba bu poşet içerisinde idi. Otoyu bizimle birlikte İstanbul’dan gelen Savama ajanı İranlı Ali kullanmakta idi. Diğer iki İranlı da otonun arkasında benim yanımda oturuyordu. Burada otodan ilk önce ben indim. Ben ve olay esnasında gözcülük yapacak olan İran1ı önden yürüdük. Bombayı koyacak olan diğer iki İran1ıda arkamızdan geldi. Arabada iken önde oturan İranlı şahıs arabadan indiğinde bombanın olduğu poşet elinde idi. Diğer İranlı Savama ajanı Ali ise arabada bekledi. Ben önden giderek kulübedeki görevli polisin görüş istikametini Uğur Mumcu’nun otosunun olduğu istikametten ters yöne yönelttim. Sizinle birlikte olay yerini keşfine gittiğimde ise bu polis noktasının yerinin değiştirilerek yolun karşısına geçirildiğini gördüm, oysa benim eylem için oraya gittiğimde bu polis noktası girişe göre yolun sol tarafındaydı, ancak ben şu an orada görevli polis oyalarken ne konuştuğumu hatırlamıyorum.
Olay esnasında gözcülük yapan şahıs ta bana yakın bir yerde duruyordu. Ve diğer 2 İranlı Savama ajanları da çok seri bir şekilde bombayı arabaya yerleştirerek ayrıldıklarını gördüm. Onların ayrıldığını görünce ben de görevli polisin yanından ayrılarak olay yerine geldiğimiz otonun yanına gittim. Yine beşimiz geldiğimiz şekilde otoya binerek olay yerinden ayrıldık.
Otogara yakın olan Belediye otobüslerinin olduğu bir yerde beni otodan indirdiler. Ben de otogara giderek İstanbul’a gitmek üzere biletimi aldım. Otobüs bilet saatim 09.00–10.00 civarı olabilir. Tam saatini hatırlamıyorum. Otobüse bindim ve akşam üzeri hava kararmakta iken İstanbul’a indim. Ve direkt Akademi’ye gittim. Akademide Hasan Kılıç’ı gördüm. Bana olayın nasıl olduğunu sordu. Ben de kendisine çok seri bir şekilde bombanın konduğunu söyledim. O da bana o ne ki, bir adam Flash marka otosundan iniyor bakkala giriyor çıkıyor ve arabasına bindiğinde araba patlıyor. Bunlar işlerini bu şekilde hızlı yaparlar dedi. Ben de o olay nedir diye sorduğumda İsrail konsolosluğunda görevli birisine yapılan eylemdir dedi. Daha sonra ben Akademiden ayrılarak evime gittim. Ve hiçbir zaman bu olayın kritiğini yapmadık. Bombayı koyduktan bir iki gün sonra bombanın patladığını ve Uğur Mumcu’nun parçalandığını televizyondan seyrettim…”
(BELGE-60)

Yusuf Karakuş’un Ankara polisinde verdiği 23 sayfalık ifadeye göre, İstanbul’dan Ankara’ya 22 Ocak 1993 günü hareket ettiler. Öğleden sonra indikleri Ankara’da, öğleden sonra Uğur Mumcu’nun aracının bulunduğu Karlı Sokak’a gidip keşif yaptılar. Yusuf Karakuş keşif sırasında (muhtemelen Tunus büyükelçisinin evini korumakla görevli) polis noktasında görevli olan polisi oyaladı.
Ertesi gün yani 23 Ocak 1993 günü sabah 08.00’de buluşup yeniden Karlı Sokak’a gittiler. Muhtemelen saat 09.00 ile 10.00 arasında vardıkları Karlı Sokak’ta Karakuş yine görevli polisi oyalarken, İranlılar da Uğur Mumcu’nun aracının altına bombayı yerleştirdiler. Yusuf Karakuş öğlen saatlerinde otobüse binerek akşam saatlerinde de İstanbul’a geri döndü.
23 Ocak 1993 günü Uğur Mumcu’nun evinin bulunduğu Karlı Sokak’ta iki yer korunuyordu. Bunlardan biri GAP idaresi, diğeri ise Tunus büyükelçisinin evi.
23 Ocak 1993 günü saat 08.00 ile 20.00 arasında GAP idaresindeki görevli bekçi Tahsin Ergene idi.
Aynı gün, aynı saatlerde Tunus büyükelçisinin evini korumakla görevli olan ise polis memuru Kemal Akgün idi.
Her ikisi de olaydan sonra Ankara emniyetinde verdikleri ifadede, görev süreleri içinde anormal bir durum yaşanmadığını belirtmişlerdi. İki görevli de kendileri ile herhangi bir kişinin görüştüğü yolunda bir şey söylememişlerdi.
Yusuf Karakuş’un İstanbul’dan Ankara’ya birlikte gittiğini söylediği Abdulhamit Çelik, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadede olayla ilgisi olmadığını savunmuş, hatta olay günü İstanbul’da evlendiğini, Yusuf Karakuş’un da kendisine iftira attığını söylemişti.
Aynı Abdulhamit Çelik, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadede ise olaya katıldığını söyledi. Hasan Kılıç’ın telefonu üzerine gittiği akademide Nasır isimli bir İranlı ile tanıştığını ve Kılıç’ın Ankara’da yapılacak bir eylemle ilgili kendisinden tercümanlık yapmasını istediğini söyledi.
Abdulhamit Çelik’e göre, İstanbul’dan Ankara’ya gidişleri ve Uğur Mumcu cinayetine katılması şöyle oldu:
…..
“Hatırladığım kadarı ile Uğur Mumcu’nun otosuna bomba konulmadan bir hafta kadar önce Hasan Kılıç beni telefonla aradı ve kendisi ile Akademi Yayınevinde buluştuk. Bu buluşmamızda kendisinin yanında Nasır … isimli ve sizlere daha önce Mehdi diye söylediğim şahıs bulunuyordu.
Burada Hasan Kılıç bana Ankara’da bir iş olduğunu ve bu işin yapılabilmesi için Nasır … isimli şahsa yardım etmemi istedi. Ben de kendisine ne yardımı olduğunu sorduğumda tercümanlık konusunda yardımcı olacağımı söyledi.
Hatırladığım kadarı ile bu patlama olayından önceki Perşembe günü idi. Yusuf Karakuş, Nasır … , ben ve Hasan Kılıç Akademi yayınevinde bir araya geldiğimizde ertesi gün Ankara’ya hareket etmek üzere anlaştık. Hasan Kılıç bana bu görevi ilk verdiğinde ben kendisine Pazar günü düğünüm olacağını söyledim. Ancak kendisi bana Ankara’ya gitmemi ve düğüne yetişecek şekilde İstanbul’a dönebileceğimi söyledi. Ben aramızda anlaştığımız üzere ertesi gün saat 07:30–08:00 sıralarında Akademi Yayınevine geldim. Burada Nasır ve Yusuf Karakuş ile buluşup bir ticari taksiye binerek Topkapı otogarına gittik. Burada zannediyorum Kamil Koç firmasının bir otobüsüne binerek Ankara’ya yola çıktık. Bu esnada beraberimizde bulunan Nasır’ın elinde siyah renkli bond tipi bir çanta vardı. Öğleden sonra Ankara’ya vardığımızda Nasır … otogardan telefon ederek bizi karşılayacak olan İranlılarla bir buluşma ayarladı ve Ankara Otogarından bir ticari taksiye binerek Ulus heykeli denilen mevkiine geldik. Burada bulunan Atatürk heykeli etrafında bizi bekleyen 3 İranlı ile buluşarak beraberinde getirdiği bond çantayı Nasır bu İranlı şahıslara verdi. Daha sonra birlikte biraz yukarı tarafta bulunan bir camiye gidip namazlarımızı kıldıktan sonra buraya geliş amacımız üzerinde konuşma yaptık.
Camide yaptığımız bu konuşma sırasında bizi karşılayan üç İranlı şahıstan Ali isminde olan kişi bizimle birlikte gelen Nasır’a hitaben bir şahsın otosuna bomba koyacaklarını ve bunun için gerekli bütün istihbari çalışmayı yaptıklarını bizden istediklerinin ise sadece otosuna bomba koyacakları şahsın evinin karşısında bulunan Polis noktasındaki görevliyi oyalamak olduğunu söyledi. Ben de Farsça olarak yapılan bu konuşmaları Türkçeye çevirerek Yusuf Karakuş’a anlattım. Daha sonra ise yatsı namazlarımızı camide kıldıktan sonra eylem yapılacak olan bu şahsın evinin ve arabasının olduğu sokağın keşfini yapmak üzere camiden ayrıldık. Bu sırada bizi karşılayan İranlılar Brodway marka beyaz bir otomobil ile önden gittiler. Ben Yusuf ve Nasır ise çevirdiğimiz bir ticari taksi ile Brodway’i takip ederek bir süre gittikten sonra eylem yapılacak olan şahsın evine yaklaştığımızda önde giden arabanın sinyal vermesi üzerine biz de onunla birlikte sağ tarafta durduk. Burada otolardan inerek yokuş yukarı 50–60 metre kadar yürüdükten sonra sağ tarafa saptık.
Burada ben ve Nasır geride kaldık. İranlılar ile Yusuf Karakuş ise sokağa ileri kısımlarına ilerleyerek sokağın öbür ucundan çıktılar. Yusuf Karakuş ise yanımıza geri döndü. Bu sokakta İranlılar ile aramızda geçen konuşmada bu sokağın Uğur Mumcu’nun ikamet ettiği sokak olduğu ve ileride sol tarafta görünen duvarın önüne Uğur Mumcu’nun arabasını park ettiğinden bahsedildi. Benim Yusuf Karakuş’a tercüme ettiğime göre kendisinin görevi Polis noktasındaki görevlinin sırtını Uğur Mumcu’nun otosunun olduğu tarafa çevirmesini sağlamak ve böylece Mürteza ve Ali ismindeki iki İranlının rahatça arabaya bomba koymasını temin etmekti.
Bu keşfi yaptıktan sonra geldiğimiz şekilde Yusuf Karakuş ve Nasır ile birlikte başka bir ticari taksiye binerek Ulus meydanına kadar geldik. Burada Yusuf Karakuş ile ben taksiden indik ve ertesi gün saat 08.00 civarında yine Ulus heykelinin civarında buluşmak üzere ayrıldık. Yusuf Karakuş ile bir müddet yürüdükten sonra karşımıza çıkan bir otele yerleştik. Benim hatırladığım kadarı ile bu otele herhangi bir nüfus cüzdanı kaydı vermedik.
Ertesi sabah yani Cumartesi sabahı sabah erken kalkarak acele ile anlaştığımız üzere otelden ayrılıp Ulus heykel civarına geldik. Burada bizi bekleyen İranlı şahıslarla buluşup Yusuf Karakuş’u onların yanına bıraktım.
Ertesi gün düğünüm olacağından dolayı otogara doğru yola çıktım. Yusuf ise İranlı 3 şahıs ile birlikte Ankara’da kaldı. Cuma akşamı tatbikatını yaptığımız sokaktaki Uğur Mumcu’nun arabasına Cumartesi günü bomba konulacaktı.
Ancak ben, Yusuf Karakuş ve diğer 3 İranlının yapacağı bu göreve katılmadan sabah erken bir otobüse binerek İstanbul’a döndüm. Ertesi sabahta düğünüm oldu.
Ben Uğur Mumcu’nun otosuna bomba koyularak öldürüldüğünü olaydan sonraki Salı günü basından öğrendiğimi hatırlıyorum. Çünkü evlilik telaşı ve misafirler yüzünden Pazar ve Pazartesi günleri basını takip edemedim.
Daha sonra görüştüğüm Yusuf Karakuş’tan herhangi bir problem çıkmadan bombayı Uğur Mumcu’nun otosuna koyduklarını öğrendim. Benim düğünüm 24.01.1993 tarihinde Fatih İskenderpaşa Camisi altında bulunan camide yapıldığı için olay tarihlerini net hatırlayabiliyorum. Çünkü düğünüme yetişebilmek için özellikle Cumartesi Sabahleyin Ankara’dan ayrıldım. Zaten benim bu suikast işindeki görevim özellikle dil konusunda herhangi bir problem ve sıkıntı yaşanmasını önlemek içindi. Beraberimizde bulunan şahıslardan Muhammed isimli İranlı şahsın Türkçeyi biraz anladığını görünce bu konuda bana fazla bir görev düşmeyeceğini de düşünerek Cumartesi günü yani ayın 23'nde İstanbul’a geldim…”
Ankara polisinin Abdulhamit Çelik’e soruları bununla bitmedi. Polis başka bir tespit üzerinden Uğur Mumcu cinayetindeki bombada kullanılan C-4 maddesinin geri kalan kısmını murat Filiz’den alarak Mehmet Şahin’e verip vermediğini de sordu. Çelik, Ankara emniyetinde bu konu ile ilgili olarak “…1994 yılının başlarında sırasıyla önce Murat Filiz ve daha sonra da Yusuf Karakuş Tevhid Grubundan ayrılarak HİZBULLAH/İLİM Grubuna katıldıklarını açıkladılar. Bu iki arkadaşla birlikte Muzaffer Dağdeviren de bizim aramızdan ayrılmışlardı. Bu arkadaşların ayrılmalarının sebebi de Erenköy’de kaçırdığımız şahıslardan sonra kendilerine vaat edilen paranın verilmemesini söylediler. Ancak benim böyle bir para vaadinden haberim yoktu.
Bu şahısların Tevhid grubundan ayrıldıkları duyulunca daha önce kendilerine Uğur Mumcu ve Jack Kamhi’nin suikastlarından önce verilen malzemeler İranlı ajanlar tarafından geri istenmiş ve bu konu bir müddet halledilmeden kalmıştı. Çünkü Yusuf Karakuş’un bu malzemeyi vermek istemediği söyleniyordu.
İranlıların verdiği malzemeleri geri alabilmek için daha önce Erenköy’de kaçırdığımız Şah’ın koruması Abbas Gulamzade’nin olayında gördüğüm Ali… isimli şahıs Selam Gazetesine telefon ederek beni aradı. Yusuf Karakuş ve Murat Filiz ile görüşmek istediğini söyleyerek kendisini bu şahıslara ulaştırmamızı istedi. Ben de kendisi ile Fatih’te Yavuz Selim durağında buluşarak Aksaray’daki Murat Filiz ve Yusuf Karakuş’un birlikte işletmekte olduğu oto yıkama ve oto parkına gittim. Orada Ali… isimli şahsı bırakarak geri döndüm. Mehmet Şahin’in de bu tip bir otoparkı işlettiğini biliyorum.
…..
Bu olaydan bir kaç gün sonra Mehmet Şahin beni arayarak Murat Filiz’den bir paket alacağımı ve kendisine vereceğimi söyleyip bana bir buluşma verdi.
Sözleştiğimiz şekilde kendisi ile İstanbul Bağcılar’da bir yer vererek buluştuk. Bu malzemelerin geri alınması meselesinden dolayı Hizbullah/İlim grubuna geçen Murat Filiz ile Mehmet Şahin’in aralarının açık olduğundan dolayı kendisi bu buluşmaya beni de çağırmıştı.
Murat Filiz bir minibüsle buluşma yerine geldi. Ben de minibüse bindim. 50 metre kadar ilerledikten sonra siyah renkli bir poşeti kendisinden teslim alarak indim. Benim gördüğüm kadarı ile bu poşetin içerisinde tavaya benzeyen bir eşya vardı. Ben de bu emaneti aldıktan sonra geri gelerek Mehmet Şahin’e teslim edip oradan ayrıldım. Kendisine teslim ettiğim çantanın içerisindeki tava tipindeki eşyanın içerisinde ne olduğu konusunda kesin bir fikrim olmamakla birlikte oraya Murat Filiz’de kalan ve İranlı ajanlara ait olan patlayıcı maddeleri almaya gittiğimizi biliyorum…”
Abdülhamit Çelik, polislerin sorusu üzerine Uğur Mumcu cinayetine karıştığını söylediği İranlılar hakkında da şu bilgiyi verdi:
…..
“Selam grubu içerisinde İranlı ajanlar tarafından yaptırılan eylemlerde tanıdığım ve isimlerini bildiğim şahıslar;
1- Ali (Nasır) (İran Şah’ın eski koruması olan Abbas Gulamzade’nin kaçırılması olayındaki şahıs) : 30 yaşlarında, ı. 70 boylarında, siyah ve sık saçlı, bıyıksız, seyrek sakallı (köseye yakın), beyaz tenli, ela gözlü, Azeri kökenli, Türkçeye çok yakın dille konuşur, sportif tipi i, 65–70 kg. ağırlığında,
2- Ali (Uğur MUMCU olayında Ankara’da bulunan şahıslardan): 25 yaşlarında, kısa boylu, 1.60 boylarında, tahminen 60–65 kg. ağırlığında yani zayıf, beyaz tenli, siyah saçlı, Azeri kökenli, Türkçeyi az bilir,
3- Murtaza (Uğur Mumcu olayında Ankara’da bulunan şahıslardan): 25 yaşlarında, 1.60 boylarında, kısa boylu, tahminen 65 kg. Ağırlığında ancak boyu kısa olduğu için toplu duruyor, esmer tenli, kıvırcık ve kumral saçlı, Azeri kökenli Türkçeyi az bilir,
4- Muhammed (Uğur Mumcu olayında Ankara’da bulunan şahıslardan): 25 yaşlarında, 1.65 boylarında, 65 kg. ağırlığında, boyuna göre kilosu normal, esmer tenli, siyah saçlı, siyah gözlü, Azeri kökenli Türkçesi iyi konuşur,
Ali (Nasır) isimli İranlı şahsı diğer 3 İranlının sorumlusu olarak biliyorum. Bunların dışında İran’ın İstanbul konsolosluğunda kültür görevlisi olarak çalışan ancak 1995 yılında sınır dışı edilen Mohsen Kargerazad isimli şahsı bana göstermiş olduğunuz fotoğraflar arsından teşhis ettim. Bu şahıs ile konsoloslukta karşılaşıyordum. Farsça gazete ve dergileri almaya gittiğimde kendisi ile konsoloslukta görüşüyordum…”
Abdulhamit Çelik Ankara polisinin sorusu üzerine, İstanbul emniyetinde Uğur Mumcu cinayetiyle ilgisi olmadığı yönünde verdiği ifadenin sorulması üzerine ise, “… İstanbul emniyetince alındığımız ilk günlerde bazı konularda ve isimler üzerinde yanıltıcı beyanlarda bulunup kendimi kurtarmaya çalıştıysam da katıldığım eylemler hakkında bu kadar fazla konu ve delil gün yüzüne çıkmışken bunları saklamaya çalışmanın faydasız olacağı düşüncesiyle sizlere bildiklerimi ve yaptıklarımı anlatmaya karar verdim ancak benim Allah’tan başka kimseden korkum ve af dileğim söz konusu değildir. Yapmış olduğum ve içinde bulunduğum eylem ve faaliyetlerin hesabını sadece Allah’a verme durumundayım ve bu eylemlerimden dolayı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Kanunlarından bir af dileğim ve itirafçı olma isteğim yoktur. Ben bütün bu eylemlerin içinde sadece Allah rızası için samimi olarak bulundum. Eğer benim bu samimiyetimi istismar eden arkadaşlarım olduysa onlarla sadece Allah katında hesaplaşmayı isterim. Sizlere başkaca bir diyeceğim yoktur” dedi. (BELGE-61)

İstanbul emniyetinde Yusuf Karakuş’u hiç tanımadığını söyleyen ve Hizbullah terör örgütü ile yakından ve uzaktan ilgilenmediğini vurgulayarak Tevhid’in bir yayın kuruluşu, derginin ismi olduğunu söyleyen Hasan Kılıç da Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde 13 Mayıs 2000 tarihinde verdiği 22 sayfalık ifadesinde ilginç şeyler anlattı. Kılıç’a göre olaylar şöyle yaşandı:
…..
“Abbas Gulamzade olayından sonra ben yurtdışından an yeni dönmüştüm, tarihini tam olarak hatırlamıyorum. Nasır Takipur (Takizade) isimli şahıs benim evime yanında hanımı olduğunu söylediği bir bayanla geldi. Kendilerini misafir ettim. Yanlarında bir tane spor çanta ve el çantaları vardı. Bir süre sohbet ettikten sonra başka bir odada Nasır Takipur (Takizade) ile birlikte oturduk.
Burada çantasını açtı, çanta içerisinde plastik bir mutfak robotuna benzeyen bir alet vardı ve bunun içerisinde de beyaz renkli plastik patlayıcı olduğunu öğrendiğim hamur kıvamında bir madde bulunuyordu.
Ayrıca bir kül tablasının alt kısmını sökerek içerisinden iki adet fünye diye tanıttığı parça çıkardı. Bunları bana kendisi gösterdi. Bunları ne için getirdiğini sorduğumda önce Jack Kamhi ismini söyleyerek buna suikast yapacaklarını, bu suikastı güçlü bir motosiklet kullanarak yapacaklarını söyledi. Ben bu tip suikastların İran’da sıkça yapıldığını duyuyordum. Ben bunun çok zor bir iş olduğunu ve nasıl yapacaklarını sorduğumda. Bu parçalardan mıknatıslı bir bomba yapacağını ve motosikletle giderken bunu söz konusu şahsın aracına yapıştıracaklarını söyledi. Bunun tehlikeli ve riskli olduğunu söylediğimde kendileri için zor olmadığını söyledi. Ben de daha fazla bir şey sormadım Bu çantanın birkaç gün benim evimde kalıp kalamayacağını sordu, bende kabul ettim. Çantayı bırakıp yanındaki hanımla birlikte evden ayrılıp gittiler. Gitmeden önce de 3–4 gün sonra geleceğini söyledi. Bana söylediği zamanda tekrar tek başına evime geldi. Yanındaki hanımı İran’a gönderdiğini söyledi. Ankara’da gerçekleştirecekleri bir iş için bana daha önce verdiği çantayı aldıktan sonra bu konuda Abdülhamit Çelik’in kendisine yardımcı olup olamayacağını sordu, ben de Abdülhamit Çelik ile konuştuktan sonra cevap verebileceğimi söyledim
Daha sonra Abdülhamit Çelik ile konuştum ve Nasır Takipur (Takizade)’nin yanıma geldiğini, kendisinden Ankara’da bir işi ile ilgili yardım istediğini söyledim. Gidip gidemeyeceğini sordum. Gidebilirim dedi. Daha sonra Nasır Takipur (Takizade) ile Abdülhamit Çelik’i Akademiye çağırdım.
Bunlar benim olmadığım bir zamanda burada buluşarak görüştüler. Ankara’da bu eylemi kime karşı yapacaklarını bana söylemedi. Aralarında sözleşerek daha sonra Ankara’ya gittiklerini biliyorum. Bu buluşmadan 2–3 gün sonra Uğur Mumcu’ya Ankara’da bombalı bir suikast yapıldığını öğrendim. Olayın başında Abdulhamit Çelik ile görüştüğüm için daha sonra kendisine sorma ihtiyacı duymadım….”
Hiç kimse ile Uğur Mumcu cinayeti hakkında konuşmadığını ısrarla vurgulayan Hasan Kılıç sadece ismi geçen iki kişinin buluşmasına aracılık ettiğini, Yusuf Karakuş’un onlarla birlikte Ankara’ya gittiğinden de haberi olmadığını söyledi.
(BELGE-62)

Ankara emniyeti Hasan Kılıç ile birlikte Yusuf Karakuş, Talip Özçelik ve Abdülhamit Çelik’e 13 Mayıs 2000 tarihinde çeşitli fotoğraflar göstererek tanımalarını istedi.
İran uyruklu pek çok ismin yanı sıra Hasan Kılıç önemli ili isimden daha söz etti. Kılıç’ın bu konudaki ifadelerine göre, “ … Şu anda bana göstermiş olduğunuz fotoğraflar arasında bulunan ve burada gerçek kimliğinin Sivas ili, Merkez Çiçekli köyü nüfusuna kayıtlı, Mahmut — Sultan oğlu 1964 Sivas doğumlu Ferhan Özmen olarak öğrendiğim şahsı ben Tekin Özmen olarak tanıyorum. Kendisi ile 1989–1990 yılları arasında Selçuk Şanlı vasıtasıyla tanıştım. Kendisi ile İstanbul ilinde önceleri TEVHİD dergisi bürosunda daha sonrada SELAM gazetesi bürolarında kendisi ile görüşmelerim oluyordu. Ankara iline geldiğimde de kendisi ile TEVHİD ve SELAM gazetesi Ankara bürosunda görüşüyorduk. Kendisi de SELAM gurubu içerisinde yer alan bir şahıstır. Kendisini fotoğrafından teşhis ediyorum ve teşhisimde kesinlikle yanılmıyorum…” dedi.
(BELGE-63)

ANLATILANLAR İNCELENDİ
Yusuf Karakuş’un verdiği ifadelerden yola çıkan emniyet ve savcılık, anlatılanların doğruluğunu kontrol için keşif yapmaya karar verdi. Olağanüstü güvenlik önlemleri alınan keşif için DGM Savcısı Hamza Keleş ve Zabıt Katibi Mustafa Yıldır ile birlikte Ankara Emniyet Müdürlüğü’nce görevlendirilen Emniyet Amiri Hüseyin Aktaş ve diğer görevlilerle birlikte anlatılan yerlere gidildi.
Yusuf Karakuş’un ifadesinden yola çıkılarak önce Ankara eski otogarına gidildi. Ardından, Ulus Meydanı’ndaki Atatürk heykeline, İranlılar ile buluştukları Hacı Bayram Camii’ne son olarak da Uğur Mumcu’nun aracına bomba yerleştirdiklerini söyledikleri Karlı Sokak’a gidildi.
Yusuf Karakuş’un gösterdikleri yerler çizilen krokilerde işaretlenerek tutanak altına alındı.
(BELGE-64)

Yusuf Karakuş’un ifadesine olay yerinde elçilik konutunu korumakla görevli polisleri konuşarak oyaladığı yönündeki ifadeleri üzerine bu kez görevli polisler ile yüzleştirmelerine karar verildi.
Uğur Mumcu cinayetinin meydana geldiği 24 Ocak 1993 ile 23 Ocak 1993 günü görevli bulunan polis memurları olay tarihindeki üniformaları giydirilerek Yusuf Karakuş ile yüzleştirildi. Karakuş yüzleştirme sonunda, “….. Bana gösterdiğiniz polis memurlarından benim olay günü kulübede görüştüğüm ve konuştuğum polis memuru yoktur. Ben bu polis memurlarını gerek sesten ve gerekse fiziki görünüşlerinden tanıyamadım. Ancak benim kulübede bulunan polis memuru ile konuştuğum doğrudur…..” dedi.
Bütün bunları söylemesine rağmen Yusuf Karakuş Uğur Mumcu cinayetinden bir gün önce ve olay günü Karlı Sokak’ta görev yapan polislerden hiç birini teşhis edemedi. Ayrıca ifadesinde konuşarak oyaladığını söylediği polislerden hiçbiri böyle bir konuşmanın geçmediğini söyledi.
(BELGE-65)

메타데이터
- post_id
- f4e188fe083f
- slug
- ankaraya-tesli̇m-edi̇ldi̇ler-f4e188fe083f
- url
- https://medium.com/@ahmetnesin/ankaraya-tesli%CC%87m-edi%CC%87ldi%CC%87ler-f4e188fe083f
- canonical_url
- https://medium.com/@ahmetnesin/ankaraya-tesli%CC%87m-edi%CC%87ldi%CC%87ler-f4e188fe083f
- author_url
- https://medium.com/@ahmetnesin
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-18 11:01:31