‘Saatsiz’ Bir Saat
Biz eşimle evleneceğimiz zaman, ev eşyalarını alırken televizyon kesinlikle almayalım demiştik.
‘Saatsiz’ Bir Saat
Biz eşimle evleneceğimiz zaman, ev eşyalarını alırken televizyon kesinlikle almayalım demiştik.
Saatlerce ekranın önünde zamanımız geçmesin, zaten ikimizde sürekli dizi/film takip etmiyoruz hiç gerek yok demiştik.
Ama sonra bir evin klasik eşyalarının olmazsa olmazı olduğu söylendiği için mecbur kaldık ve standart yapılması zorunlu kurala uyduk, aldık.
Aradan üç sene geçti garip bi şekilde dizi ve film aşığı olduk. Ama sonra bebiş oldu ve biz o büyük siyah ekrana elveda demek zorunda kaldık. İlk başlarda o kadar çok zorlandık ki anlatamam. Sanki o büyülü ekran her an bizi çağırıyor, hadi açın beni artık diye bağırıyordu.
Ama yeni nesil ebeveyn olduğumuz için ekran yenidoğanlara asla olmazdı. Ama şuan bir yaş annesi ve babası olarak, çığlıklarıyla ortalığı yıkmasın diye bırakın televizyonu, telefonu tableti yetiştirmek için birbirimizle yarışıyoruz.
Neyse bu başka bi yazının konusu olsun. Yeni nesil ebeveynlik biraz derin bir mevzu..
Televizyondan vazgeçemeyiz sandık ama bi zaman sonra yerini bile hatırlamadık. Sonra tam karşısında duran büyük siyah saate takıldı gözüm.
Acaba saati çıkarsaydık hayatımızdan onu da bi zaman sonra fark etmez miydik?
Bi anda tüm saatleri kaldırsak ne duvar saati, ne kol saati, ne telefonumuzun ekranındaki saat, ne iş yerimizdeki masa saati.. olmasa bi kaç gün.. yapabilir miydik?
Sabah güneşin doğuşunun kaçta olduğunu anlar mıydık mesela..
Ya da alarm kuramasak, biyolojik vücut saatimiz bizi uyandırmasa, saat kesin yedi olmuştur kalkayım diyebilir miydik ?
Saatin on olduğunu nasıl anlardık acaba..
Ben şuan evde bebeğimle saate bakmadan zamanın ilerleyeceğini pek sanmıyorum mesela. Evet o hızlı tempoda saat çok önemli olmuyor ama kaç saat uyudu, ne zaman yemek vakti, çorbası on beş dakikaya hazır olur mu gibi mühim sorular beni saate bağımlı yapıyor.
Ya da çalışsaydım; işyerinde öğle arasının geldiğini güneş tepeye gelince mi fark ederdim ve ya karnım acıkmaya başlayınca mı?
İkindi vakti dediklerinde gözüm kolumdaki saate gider miydi? İkindi mi dur bi saate bakayım derdim büyük ihtimalle.
Yoğun ve ya sıkıcı bir iş gününün bitmesine ne kadar kaldı diye kesin bakardım masa saatime.
Saatsiz nasıl olurdu ki dakikaları saymazsam.
Televizyonun karşısındaki saate bakıp bunları düşününce bi anda içimi garip bir korku sardı.
Önemsiz gibi duran, hayatımızdan çıkıp çıkmamasıyla hiç ilgilenmediğimiz saati bıraksak bir günde yaşayacağım kaos gerdi beni.
Şuan bile bu yazıyı yazarken kaç dakika geçmiş diye baktım bilgisayarın sağ alt köşesine. Yazmasa saat kesin beş dakika geçmiştir diyemezdim.
Çünkü biliyorsunuz dakikalar biraz nankördür.
Geçmek istediğimiz zaman asla ilerlemez ama geçsin diye beklerken oturup durur akreple yelkovan.
Üç saat bazen yarım saat gibidir çünkü. Ya da bir saat iki dakikaya hapsolmuştur.
Belki de biraz ihaneti seviyor saat ve belki de bu yüzden yokluğu ve varlığı fazlaca etkiliyor.
İhanet unutulmaz çünkü.
Halbuki televizyon daha çok beni kendine bağlamıştı ama ihanet onun formatında yok. Demek o yüzden kolayca unutup gittik onu.
Ama saat öyle değilmiş. Saatsiz olmak zamansız olmakmış.
Siz yapabilir miydiniz?
Belki eski insanlar yaptı, gökyüzüne baktı, ağaçlara baktı, bahçesine baktı ve zamanı o sayılara endekslemedi.
Ama biz şuan bu zamanda yapabilir miyiz gerçekten..
Kolumuzda olmasa o küçük sayılar, geç kalmadan gidebilir miyiz buluşmalara.
Otobüsün saatini kaçırmadan yetişebilir miyiz seferlere?
Çalar saatimiz olmadan her seferinde keki kalıbına yapıştırmadan çıkarabilir miyiz?
Bence hayır.
Sizce?
Sizce saatsiz bir saat geçirebilir miydik, bir saatin nasıl geçtiğini bakıp anlamadan!?
메타데이터
- post_id
- f599eb4a377c
- slug
- saatsiz-bir-saat-f599eb4a377c
- url
- https://medium.com/@tasyagmurr/saatsiz-bir-saat-f599eb4a377c
- canonical_url
- https://medium.com/@tasyagmurr/saatsiz-bir-saat-f599eb4a377c
- author_url
- https://medium.com/@tasyagmurr
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-21 07:44:09