← Back to list

Neden Uyuyamıyoruz?

Saat gecenin üçü. Yorgunsun. Ama telefonu bırakmak imkansız. Son bir video daha… Son bir gönderi daha… Biraz haber… Derken sabah olmuş…

Birsen Akyüz in Türkçe Yayın · 2026-01-20 16:32 · 236 claps · 4.6 min read
#uyku #toplum #kişisel-gelişim #eleştiri #türkçe
Open on Medium ↗

Neden Uyuyamıyoruz?

Saat gecenin üçü. Yorgunsun. Ama telefonu bırakmak imkansız. Son bir video daha… Son bir gönderi daha… Biraz haber… Derken sabah olmuş bile. Ve bu kaçıncı kez?

[embed]

Bu senin suçun değil. Aslında hiçbirimizin suçu değil. Dikkatin ve uykun sistematik olarak çalınıyor. Ve bu, tesadüf değil.

Ama nasıl? Kim çalıyor? Ve en önemlisi… bunu nasıl geri alabiliriz?

Evet gün boyu dikkatimiz çalınıyor… Bunu bir önceki videoda beraber konuşmuştuk. Peki gece ne oluyor? Ekranları gözümüzün önünden bıraksak bile dikkat becerimiz, maalesef gece uykumuzda bile azalmaya devam ediyor. Nasıl mı?

Johann Hari’ye göre, bugün uyuyamamanın ardında sadece senin alışkanlıkların değil, koskoca bir endüstri yatıyor. Bu endüstri mışıl mışıl gözlerimizi kapayacağımız yerde uykumuzu sence nasıl çalıyor olabilir? Bu soruya cevap verebilmek için tarihin tozlu sayfalarında hadi biraz gezinelim.

1940’lara gidelim.

O dönemlerde yaşayan bir kişi aslında bizden çok daha uzun ve derin bir uyku deneyimi elde ediyordu. Yapılan bir araştırmanın çok çarpıcı bir sonucunu söylüyorum şimdi: 1940’lı yıllarda yaşayan bir kişi ile karşılaştırdığımızda günümüzde yaşayan bir kişinin uyku süresi ortalama 1 saat azaldı.

Ulusal Uyku Vakfı diye bir kurum var hatta bu kurumun yaptığı çalışmalara göre ise modern insanın uyku süresi sadece yüz yıl içinde yüzde 20 azalmış durumda. Attentional blink yani dikkat kırpışması diye çevirebileceğimiz bir kavram hayatımıza girdi artık.

Nedir bu dikkat kırpışması?

Zaman zaman pek çoğumuzun deneyimlediği bir şey aslında. Mesela tüm gece finallere çalıştın ya da işten yorgun argın geldin ve evde de çalışmaya devam ettiğin için uykunu yeterli düzeyde alamadın.

Sabah kalktığında yeni güne devam ederken uyanık olduğunu zannetsen de farkında olmadan lokal bir uyku halinde olman işten bile değil. Sen kahveni eline alıp koşa koşa kampüse giderken bir yandan da notlarını tekrar ederken uyanık olduğu düşünürsün fakat dikkat kırpışması etkisi altındayken beynin bir kısmı uyanıkken bir kısmı da hala uykuda olmaya devam ediyor.

Bu haldeyken kendini gayet yeterli ve uyanık, canlı sanıyorsun ama öyle değil.

Daha az uykunun daha ciddi bir dikkat eksikliğine sebep olduğu fikri geniş yankı uyandırdığından bu konuda yapılan pek çok farklı araştırma var.

Şimdi şok olacağın bir şey söyleyeceğim: 18 saat uyanık kaldığında yani sabah 6’da uyanıp gece yarısı uykuya daldığın bir rutinin içinde olduğunda- gün sonunda kanında yüzde 0,05 oranında alkol vermiş gibi vücudun tepki veriyor. Yapılan bir araştırmada çıkmış bu sonuç.

https://www.youtube.com/watch?v=lamtweRuZz4&t=1s

https://www.youtube.com/watch?v=lamtweRuZz4&t=1s

Şöyle iyi bir uyku çekmediğimiz taktirde vücudumuz aslında bunu bir acil durum olarak yorumlayıp tepki gösteriyor. Kendimizi uykudan yoksun bırakınca tabii ki ölmüyoruz. Şimdi ne var bunda ben sınav zamanı şu kadar saat uyuyordum gibi düşünebilirsin. Tabii ki bir miktar uykusuz kalabileceğimiz kadar gücümüz var. Yoksa dünyanın en zor şeylerinden biri olan çocuk yetiştirmek gibi görevler imkansız hale gelirdi…

Fakat her davranışımızın bir bedeli olduğu gibi uykusuzluğumuzun da bir bedeli var ne yazık ki.

Uzun uykusuzluk dönemlerinde vücudumuz bir nevi alarm durumuna geçiyor. Bu acil duruma kendisini hazırlamaya çalışıyor hızlıca. Kan basıncını artıyor ve çabuk enerji elde edebilmek için canımız daha fazla tatlı istemeye başlıyor. Vücudumuz neden uyanık kaldığımızı bilmiyor ki. Eh, Binge watching yapmak için saatlerce uykusuz kaldığınızdan tabii ki haberi yok.

Buraya kadar uykusuz kaldığımızda fizyolojik alarm durumuna geçen vücudumuzun kısa süreli odaklanma yeteneğini nasıl baltaladığını konuştuk.

Peki uzun süreli odaklanma konusunda uykudan mahrum kaldığımız zamanlardan nasıl etkileniyoruz?

Uyuduğunda zihnin gün içinde yaşadıklarından bağlantılar ve örüntüler kurmaya başlar. Yaratıcılığın hayati kaynaklarından biridir bu. İşte gece uyuyup sabah uyandığında zihnin gün boyunca öğrendiğin her şeyi uzun süreli hafızaya aktarmaya başlıyor. Ne kadar az uyursak içinde yaşadığımız dünya gözümüzde o kadar bulanıklaşıyor diyebiliriz.

Uykunu iyi alamadığında sabah kalktığında ne yaparsın?

Birçoğumuz hemen kahvelere sarılırız değil mi?

Kocaman bardaklarda içtiğimiz kahvenin bizi ayıltacağını düşünürüz.

Şimdi ne kadar yanıldığımızı anlatıyorum:

Gün boyunca beynimizde adenozin adında bir kimyasal birikiyor. Ve bu kimyasal uykumuzun geldiğini bize haber veriyor. Kafein ise adenozin düzeyini algılayan reseptörü bloke ediyor. Kafeinin etkisi geçtiğinde ise iki kat daha fazla yorgun hissediyoruz.

Biz uyurken tüm vücudumuzun kapandığını ve uykunun edilgen bir süreç olduğunu düşünüyorsan yanılyorsun. Uyku esnasında bir nevi beynimizdeki metabolik atığın temizlendiğini söyleyebilirim. Uykuya daldığımız esnada beyin omurilik sıvısı beynin tamamına yayılıyor, toksik proteinleri söküp dışarı atılmak üzere karacağimize taşıyor.

Odaklanma konusunda sorun yaşıyor olmamızın sebebi işte bu toksik proteinler olabilir. Çok net bir şekilde: Uyumadığımızda beynimizi toksinlerle tıkamış oluyoruz.

Peki insanlık uyku düzenini bu kadar düzeltilemez bir şekilde baltalamayı nasıl başardı?

  1. yüzyıla kadar insanların hayatına güneşin doğuşu ve batışı yön veriyordu. Doğal ritimlerimiz buna göre evrilmişti. Kural basitti, güneş doğduğunda uyanır ve işlerine koyulurdun. Battığında ise uykuya hazırlanırdın. İnsanlık tarihi boyunca bu döngüye müdahale etme şansımız yok denecek kadar azdı.

Yapay bir ışık diyebileceğimiz ateş yakma becerimiz dışında. İnsan aslında bu nedenle ışığın ritmine duyarlık bir canlı olarak evrildi. Ama elektriğin icadıyla birlikte maruz kaldığımız ışığı kontrol etme becerisi kazandık.

Çok ilginç bir şey söyleyeceğim: Zindelik kabarması gibi bir şey yaşıyormuşuz güneş batmaya başladığında. Tabii ki bunun evrimsel olarak bir karşılığı var. Atalarımızın oldukça işine yaşayan bir beceri olmuş bu. Tam ışık kaynakları gidecekken yaşadıkları bu enerji patlaması, güvenle kabilelerinin yanına dönüp o günün işlerini bitirebilmelerine yardımcı oluyormuş.

Oysa günümüzde artık ışığı kontrol edebiliyoruz.

Yatmaya karar verdiğimiz ana kadar ışıkları açık tutmamıza kimse engel değil. Ya da yatakta yatarken telefonumuzdan dizi izlemeye de kimse engel olamaz. Fakat tüm bunlarla yine fiziksel sonuçları olan bir süreci tetiklediğimizi de unutmamamız gerekir.

Işıkları bir anda kapattığımızda ya da telefonu kenara koyup uyumaya karar verdiğimizde bu ani ışık azalmasının günbatımı olduğunu düşünüyor vücudumuz. Ve mağaramıza dönmemize yardımcı olabilmek için taze bir enerji dalgası meydana çıkıyor.

Yani yatıp yatmamaya karar vereceğimiz o anda bir enerji patlaması yaşıyoruz. Ertesi sabah perişan halde uyanıyoruz ve günü eve gelince erkenden yatma hayaliyle geçiriyoruz. Fakat eve geldiğimizde yine bu döngüyü tekrarlıyoruz maalesef.

Sabahki halimizi unutup uykuya ihtiyacımızın olmadığı hissine kapılıyoruz. Bugün, elli yıl öncesine kıyasla on kat daha fazla yapay ışığa maruz kalıyoruz. Bu durumda şöyle iyi bir uyku çekmiyor olmamız biraz da normal gözüküyor sanki.

Fakat Johann Hari’nin Çalınan Dikkat isimli kitabı uyku sorununu sadece yapay ışıklarla ya da birtakım fiziksel döngülerle ele alıyor olmamızın yanıltıcı olabileceğini söylüyor.

Bir uyku krizi içerisindeyiz toplum olarak.

Fakat senin benim daha az uyuyor olmamızın kime ne gibi bir faydası olabilir? Ya da baştan alalım: Birilerine faydası olabilir mi?

Tüketim kapitalizmi değerlerinin hakim olduğu bir toplum, uyku krizini kendi elleriyle yaratıyor. Düşünün. Uyku halindeyken hiçbir şey satın alamayız. Sosyal medyada verilen milyonlarca linke göz atıp tıklayamayız. Alışveriş sitelerinde gezinemeyiz. Yani hiçbir şey tüketemeyiz. Bunun yanında uyku halindeyken tabii ki hiçbir şey de üretemeyiz.

Hepimiz, o geçmiş yıllarda olduğu gibi fazladan bir saat uyuyor olsaydık, o bir saati Amazonun ya da trendyolun sitelerinde geçiremiyor olurduk. Ekonomik sistemin durmadan işlemesi lazım, sistemin durmaması için de insanların mümkün olduğu kadar daha az uyuması gerek.

Bize bir şey sattılar.

Ölümsüzlük gibi. 24 saatin yetmediği bir dünya sundular. Ama bu dünyada kimse gerçekten yaşamıyor.

Modern insan, uykuyu verimliliğe kurban ediyor. Uzun vadede beyin fonksiyonları bozuluyor, hastalıklar artıyor…

Uyumamak… seni daha güçlü yapmaz. Seni daha üretken yapmaz. Seni ölümsüz yapmaz.

Daha az uyudukça, uyumadığımız o saatlere daha fazla iş, daha fazla like sığdırdıkça Ölümsüz olduğumuzu sandık belki… Ama aslında sadece daha hızlı tükeniyoruz ve en kötüsü de hiç farkında değiliz.

[embed]


메타데이터
post_id
f61a18a078b3
slug
neden-uyuyamıyoruz-f61a18a078b3
url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/neden-uyuyam%C4%B1yoruz-f61a18a078b3
canonical_url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/neden-uyuyam%C4%B1yoruz-f61a18a078b3
author_url
https://medium.com/@birsnakyuz
status
ok
fetched_at
2026-06-09 15:37:30