← Back to list

POLİSİYE EDEBİYAT | Ahmet Mithat Efendi ve ilk Türk polisiyelerinin ideolojisi

Polisiye ile yakından ilgili olan okurlar, onun politik bir tür olduğunu birçok kez okumuş ya da duymuştur. Bu konuda söylenenlere hak…

Çağla Üren · 2020-05-17 19:23 · 0 claps · 8.5 min read
#ahmet-mithat-efendi #polisiye #polisiye-edebiyat
Open on Medium ↗

İNCELEME | Ahmet Mithat Efendi ve ilk Türk polisiyelerinin ideolojisi

Polisiye ile yakından ilgili olan okurlar, onun politik bir tür olduğunu birçok kez okumuş ya da duymuştur. Bu konuda söylenenlere hak vermemek de mümkün değil. Polisiyenin politika ile yakından ilişkili bir tür olduğunu görebilmek için sadece kendi ülkemizdeki örneklere bakmak dahi yeterli olabilir.

Ülkemizdeki ilk polisiyeler, türün gelişimine uygun olarak gazetenin en önemli kitle iletişim aracı ve ideolojik aygıt olduğu Tanzimat döneminde tefrika olarak yayınlanmaya başlamıştır. Henüz roman türünün ilk denemelerinin yapıldığı bu dönemde yazarlar, özellikle onun üzerine fazla eğilmemiş olsa da polisiye roman dönemin ideolojisini en iyi yansıtan türlerden biri olmuştur. Bunu eserlerinde net bir şekilde görebileceğimiz bir yazar da aynı zamanda Türk edebiyatında ilk polisiye romanlarını yazmış olan Ahmet Mithat Efendi’dir. Bu nedenle, ben de yazının geri kalanında Ahmet Mithat’ın Esrar-ı Cinayat, Cellat, Dürdane Hanım ve Haydut Montari gibi eserlerinde politika ve polisiyenin ilişkisine göz atarak bu eserlerin Tanzimat döneminin modernleşme ideolojisini oldukça iyi yansıttığını göstermeye çalışacağım.

Romanlardaki ideolojik yapı:

Öncelikle bu başlıkta ideolojik yapısından bahsedeceğimiz romanların zaten siyasi mesaj taşımaya oldukça elverişli bir şekilde kurgulandığını da söyleyelim. Abartılı ve duygusal davranışların yanı sıra fedakarlık, rastlantılar vb. romantik konulara ya da melodram öğelerine sık sık rastlayacağımız bu romanlarda iyiler çoğunlukla hayatta kalır ve kazanır. Ölen iyi karakterler ise onurlu bir şekilde yaşamlarını sonlandırır. Bu nedenlerle Ahmet Mithat’ın polisiye romanları, halka mesaj taşıyan için ideolojik bir araç işlevi de görmüştür.

Ahmet Mithat’ın polisiye romanlarında kendini tekrar eden ideolojik bir yapı bulunur:

Yukarıdaki tabloda görüleceği üzere yazarın dört polisiye romanında da tekrar eden yapı, katil-maktul ilişkisini ve dedektifleri içerir.

Öncelikle bu romanlarda göze çarpan katillerin, katil olmakta önemli nedenleri olduğunu belirtelim. Bu insanlar işledikleri cinayetin cezasını çekmekle birlikte okur karşısında manevi olarak aklanırlar. Çünkü bu anlatılarda önemli olan öldürme eyleminin kendisi değil, eylemin ardındaki niyettir. Aslında bu durum bir yanıyla oldukça jakoben bir tavır iken bir yanıyla da aşağıda ayrıntılı bahsedeceğimiz ceza hukuku ile ilgilidir. Yazar bu yapı ile modern bir hukuk sisteminin olmadığı ve gerçek suçluların ceza almadığı bir toplumsal düzenin, mağdurları kendi adaletlerini sağlamak adına cinayete teşvik edeceğini göstermektedir.

Bu nedenlerden dolayı romanlardaki maktuller de ikiye ayrılır: Katilden daha suçlu olan maktuller ve gerçekten mağdur olan maktuller. Örneğin, Esrar-ı Cinayat romanında Kalpazan Mustafa’ya sevdiği Peri ile evlenme sözü veren Halil Suri, Hediye ve Mutasarrıf üçlüsü, Mustafa’ya sahte para bastırır ve sonunda onu kapının önüne koyar. Hediye, Peri’yi de zorla Hasan Suri’ye verir. En sonunda Mustafa, Peri’yi öldüren Hasan Suri’den intikam almaya karar verir ve onu öldürür. Kısacası, buradaki maktul Hasan Suri, aynı zamanda katil ve dolandırıcıdır. Aynı şekilde Dürdane Hanım’ın kendisine olan zaafından yararlanarak onu nikah sözleriyle hamile bırakan Mergup Bey, doğacak çocuğu da öldürmek isteyince yine intikam fikri kaçınılmaz olur. Dürdane Hanım romanında tam anlamıyla bir cinayet işlendiğini göremesek de Mergup’a suikast planlayan Ulviye Hanım ile geçmişte yine haksızlığa uğrayarak kendini savunmak için cinayet işlemiş olan Sandalcı Sohbet’i örnek olarak verebiliriz. Cellat romanında ise Napolyon’un sadık hizmetkarı Simon Pankar, hem devleti dolandırır hem de aşık olduğu Stefani’nin nişanlısını öldürmeye kalkar. Bunun üzerine Andre’nin babası, Simon’dan intikamını alır. Çünkü suçlu olan kişi, Simon Pankar ve Mutasarrıf Paşa gibi bir devlet yetkilisi ya da Corcino, Mergup ve Halil Suri gibi zengin biri olduğunda cezasını bulması mümkün değildir. Haydut Montari’de ise aslında maktul olan Andrea’yı katil kılığına bürünmüş olarak görürüz. Ahmet Mithat, bu örnekler aracılığıyla peşin hüküm vermenin doğru olmadığını ve hükme varabilmek için bir mahkemeye ihtiyaç duyulduğunu göstermiş olur.

Bu noktada tablonun yazarın aklındaki toplum inşasını da yansıttığı söylenebilir. Bu romanlarda savaşılan suçlular, Halil Suri gibi gayr-i müslim dolandırıcılar, Mergup Bey gibi mirasyediler, Hediye Hanım gibi paragöz, savurgan kişiler ve Mutasarrıf ile Simon Pankar gibi yozlaşan bürokrasinin “şakşakçı” takımıdır. Bu suçlu maktuller aracılığıyla bürokrasideki ve toplumdaki yozlaşma sert biçimde eleştirilir. Örneğin, Esrar-ı Cinayat’ta gördüğümüz Mutasarrıf’ı betimlerken anlatıcı söyle der: “Beyoğlu Mutasarrıfı deyince akla ne geliyorsa odur.” Romandaki mutasarrıf, gerçek hayattaki Beyoğlu mutasarrıfını kopya ettiği için yazar önemli bir gerçeği roman aracılığıyla açığa çıkarmış olur ve gerçek hayattaki Mutasarrıf tıpkı romandaki gibi Avrupa’ya kaçmak zorunda kalır. Bu da Ahmet Mithat romanlarının ardındaki politik kaygıyı gösteren örneklerden biridir.

Romanın yapısındaki diğer önemli unsur da dedektiflerdir. Dedektiflerin aslında, toplumun örnek alması gereken ideal kişiler olduğu söylenebilir. Örneğin, Esrar-ı Cinayat’taki müstantik Osman Sabri Bey, Dürdane Hanım romanında dedektifliği üstlenen Ulviye Hanım, Cellat’da Andre Gocafo ve Haydut Montari’de Andrea karakterleri çok dil bilen, yüksek tahsil görmüş, kibar, namuslu, dürüst ve modern insanlardır. Dedektiflerin yukarıdaki tabloda bulunmamasının sebebi ise romanın taşıdığı “kıssa” doğrultusunda ait oldukları sosyal sınıfın ve meslek grubunun değişmesidir. Örneğin, Esrar-ı Cinayat’ın önemli bir mesajı olan ceza hukukunun gerekliliği doğrultusunda dedektif bir polis memuru iken Dürdane Hanım’da kadın konusu öne çıktığı için dedektif bir kadın olmuştur. Bu durum, yazarın konu almak istediği duruma ve seslenmek istediği kitleye göre değişmektedir.

Ceza hukuku ve adalet:

Karl Marks, bir suçlunun yalnızca suç değil, aynı zamanda ceza hukukunu da ürettiğini çünkü burjuva düzenini tehdit ettiğini söyler. Bu nedenle polisiye romana burjuvazinin atfettiği önemli bir görev de ceza hukukunu yeniden üretmesidir.

Ahmet Mithat’ın Osmanlı Devleti’nin bu gibi konularda Avrupa’nın yanında “geç kalmış” olduğunu fark ettiğini söylemek mümkün. Romanlardaki kendi adaletini sağlayan insanlar da bununla ilintilidir. Çünkü yazarın bütün polisiye romanlarında ceza hukukunun yani “adliyenin” ne kadar gerekli olduğunu gerek olaylar gerekse anlatıcı ağzından sık sık duyarız. Hatta edebiyatımızdaki ilk polisiye roman sayılan Esrar-ı Cinayat’ta gizem romanın yarısında çözülürken kalanında ise Osman Sabri’nin verdiği hukuk mücadelesi anlatılır:

“Ah Necmi! Saye-i şahane’de şu usul-ü adliyyenin Avrupa usul-ü adliyyesine tahvil olunduğunu göremeyecek miyim? Bir müddeiumumi olmayacak mı ki, adalet-i seniyye namına umumun davacısı olarak iddia olunmayan hukuku o iddia eylesin? Bir müstantik olmayacak mı ki tahkikata lüzum göreceği şeyleri bir paşa dahi reddedemesin?”

Yazarın ceza hukuku konusunda vurguladığı en önemli şey kanun önünde eşitliktir. Örneğin, Esrar-ı Cinayat’ta Mutasarrıf suçluyu ortaya çıkarmasın diye müstantiki işten atabiliyorken Cellat’ta bir zadegan, tehdit ile başkasının karısına göz koyabilir ve hiçbir yaptırımla karşılaşmaz. Bu adaletsizlik romanlarda sık sık vurgulanır.

Diğer bir önemli bir konu ise davacı olmayınca davayı açacak bir kurum olmamasıdır. Örneğin, bir genç kızın ölümü sahibesinin suçuysa davacısı kim olabilir? Hediye Hanım da cariyesi öldürüldüğünde bu nedenle davacı olmadığı için müstantik Sabri Bey, elmas hırsızlığından kendini hapse attırarak mahkemede cinayeti gündeme getirebilmiştir. Ayrıca, Osman Sabri Bey davacı bulamadığı için cinayeti gündeme getiremezken Paris’te geçen Cellat’ta Andre sokakta kendisine bıçak çeken Leon hakkında şikayette bulunmamasına rağmen Leon üç yıl prangaya mahkum edilir. Bu da Osmanlı Devleti’nin geç kalmışlığını gösteren örneklerden biridir.

Kadınların toplumdaki yeri:

Ahmet Mithat Efendi, modernleşmeyle birlikte oluşmaya başlayan yeni toplum için kadının, ezelden beri var olan yerini sorgulamış, hatta mevcut ahlaki normların dışına çıkarak kadın rolünü değiştirmeye çalışmıştır. Bu durumu birçok eserinde gözlemlemek mümkün olduğu gibi polisiye romanlarında da görmek mümkündür. Yazar bu romanlarda toplumun yerleşik ahlak anlayışına karşı bireysel ahlakı özellikle kadınlar üzerinden savunur. Bu durumu, Dürdane Hanım romanında Ulviye ve Cellat’ta Stefani Tonak karakterleri üzerinden gözlemleyebiliriz. Örneğin, evine bir erkeğin girip çıkması ve en önemlisi dul olması nedeniyle herkesin dedikodusunu yaptığı Ulviye Hanım, toplumun ondan bekledikleri karşısında daima kendi ahlak yargılarına göre yaşayan bir kadındır:

“Aferin Dürdane Hanım! Evet, bir intikam alalım ki bütün cihana ibret versin. Bu zalim erkekler de görsünler ki bir kadın da intikam alabilir. Bunu anlasınlar da bundan sonra kadınları öyle bir mendil yerine koyup burnunu sildikten sonra bir yana atıvermeyi kendilerinde cesaret bulamasınlar.”

Yukarıdaki alıntıda da görüleceği üzere Ulviye, toplumun ve erkeklerin ona biçtiği rolün dışına çıkar. Anlatıcı da Ulviye’nin mehtap sefalarında erkeklerle gezdiğini söyleyen insanları “Başka bir konuşma bulamayıp yalnız ona buna kanca takmakla çene çalan” kişiler olarak mahkum eder. Ayrıca kadının sokağa ne kılıkla çıkacağının dahi devlet tarafından belirlendiği bir dönemde Ulviye’nin erkek kılığına girip meyhanelerde oturması ve Sandalcı Sohbet ile aynı odada uyuması da toplum karşısına çıkarılan bireysel ahlakı açıkça göstermektedir.

Benzer şekilde Stefani Tonak da bir türlü kavuşamadığı Andre’yi beklediği için evlenmezken hakkında birçok dedikodu çıkar. Ancak buna rağmen Stefani, Napolyon’un “asker doğurma makinesi” olarak gördüğü kadının toplumdaki yeri konusunda nettir:

“Baba olmak sıfatıyla beni mirasınızdan mahrum etmeye kadar hakkınız olabilir. Fakat bir de ben kadın olduğum cihetle istediğim kocayı kendim intihapta haklıyım.”

Yeni topluma model oluşturacak bu iffetli, güçlü ve eğitimli kadınların yanı sıra Ahmet Mithat romanlarında göze çarpan diğer bir önemli konu, kadının aşık olma hakkıdır. Yazar, aşk gibi duyguların kadına münasip görülmediği bir dönemde aşkı her cinsiyet için kutsal bulur. İslam’da zina, kadın ve erkeğin her ikisine de yasak olduğu halde dini kurallarla yönetilen Osmanlı toplumunda zina yapan kadın en ağır cezalara çarptırılırken erkek, aynı muameleyi görmüyordu. Dürdane Hanım romanı, tam da bu noktaya parmak basmaktadır. Örneğin, Mergup Bey, genç bir kadının hislerini kötüye kullandığı halde hiçbir ceza almazken Dürdane Hanım gayr-i meşru olan çocuğunu başkasına vermek durumunda kalır. Bu noktada anlatıcı, Dürdane’yi aşkının etkisi altında olduğu için temize çıkarır:

“Kızda görünen bu aşırı cesaret, ahlaksızlığından değildir. Bunu Mergup da itiraf ediyor. Biçare Dürdane sevda hastalığı ile adeta çıldıracak gibi olduğu için bu kadar cesaretlidir.”

Kadının toplumdaki yeri konusunda gösterdiği çabanın ve inşa ettiği özgür kadın karakterlerin yanında yazar, aslında bu özgürlüğe bir sınır da çizmektedir. Bir yandan kadına erkek kılığında dolaşma serbestisi tanırken bir yandan da devamlı kadınların ne giyeceğine ve özellikle nasıl süsleneceğine karışır. Tüm polisiye romanlarında kadınlara “yüzünü boyayıp değirmenci çırağına” benzememesini ve sade giyinmesini salık verir. Bu da yazarın hayalindeki yeni toplumun örnek kadınlarını gösterir. Ayrıca, Esrarı Cinayat’ın Hediye Hanım’ı da kadının nasıl olmaması gerektiğinin bir resmidir. Karakter aracılığıyla kadının namuslu ve tutumlu olması öğütlenir. Hediye Hanım bu anlamda tıpkı Felatun Bey gibi istenilen modelin tam karşıtıdır. Yazar bu şekilde kadınların özgürlüğünün de sınırlarını çizmiş olur.

Gazete ve roman’ın önemi:

B. Anderson, Hayali Cemaatler kitabında, milletlerin oluşumunda kitle kültürü ürünlerinin büyük etkisi olduğunu söyler. Çünkü bu ürünler, topluma bir arada olduğu, her şeyin yolunda gittiği ya da adaletin er geç sağlandığı gibi mesajlar verirken onu eğitmede ve dönüştürmede de oldukça önemli bir araçtır. Tanzimat dönemi için bu kitle ürünlerinden en önemlileri ise gazete ve romandır. Kaldı ki romanların büyük çoğunluğu da gazetelerde tefrika edilmektedir.

Gazetede yayınlanan bu tefrikaların okur üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. Çünkü dönemin pek de eğitimli olmayan okuru, bu anlatıların gerçek olduğuna inanabilmektedir. Bu nedenle Tanzimat döneminde gazete ve roman gibi kitle kültürü ürünleri, modernleşme düşüncesinin topluma açılmasında ve toplumu eğitmede önemli bir işlev üstlenir. Ahmet Mithat da gerek yazarlığı gerek gazeteciliği ve yayıncılık faaliyetleri ile dönemin oldukça önemli kişilerinden biridir. Osmanlı’nın Batı karşısındaki gecikmişliğini eserlerinde birçok kez vurgulayan yazar, gazetecilik ve yayıncılığı bu gecikmişliği giderebilmek için tek çare olarak görür. Bu nedenle gazete ve roman, onun diğer eserleri gibi polisiye eserlerinde de geniş bir yer kaplar.

Yukarıda eğitimsiz okurun bu anlatıları gerçek gibi algıladığını söyledik. Ancak bu sadece okurun eğitim seviyesiyle ilgili bir durum değildir. Yazarlar da zaman zaman anlatıların gerçek olduğuna okuru ikna eder. Örneğin, Dürdane Hanım’daki anlatıcı okura, hayatı romanlardan öğrenebileceğini ima eder:

“Dürdane’nin “Ben hiç roman okumadım.” sözünü işittiği zaman Ulviye hanım, kızın hem lakırdısını dinliyor hem de zihninden “Eğer sen romanları okumuş, hem de dikkatle okuyup erkeklerin kadınların hallerini gereği gibi öğrenmiş olsaydın kendini bu hallere düşürmezdin.” hükmünü veriyordu.”

Alıntıdan anlaşılacağı üzere Ulviye’nin uyanık ve akıllı olmasında romanlardan aldığı eğitimin büyük payı vardır. Bu şekilde yazar, romanı bir eğitim aracı olarak göstermektedir.

Bunun yanı sıra romanlardaki anlatıcılar da sadece hikaye içinde değil anlatının dışına sık sık çıkarak gazetenin ne olduğundan, faydalarından ya da bir gazetecinin nasıl olması gerektiğinden bahseder:

“Gerek politika gerek asliye vesairece muhafazası devletin menafiine muvafık olan şeyleri herkesten ziyade gazeteciler muhafaza ederler. Zira devletin menfaati demek doğrudan doğruya milletin ve memleketin menfaati demektir.”

Ayrıca romanlardaki esrarın çözülmesinde de gazete ve gazetecilerin çok büyük payı vardır. Örneğin, Esrar-ı Cinayat’ta adı verilmeyen gazeteci, hapse düşen Osman Sabri’nin aklanmasında önemli rol oynarken Kalpazan Mustafa da gazeteye gönderdiği mektuplar aracılığıyla cinayetin ortaya çıkmasını ve suçluların yargılanmasını sağlar. Aynı şekilde Cellat romanında da suçsuz yere idam edilmek üzere olan Piyer Tolkaş’ın masum olduğu, gazeteci olan Andre’nin yazdığı risaleler neticesinde ortaya çıkar. Kısacası bu iki romanda da gazeteciler, dedektif rolünü üstlenecek kadar önemlidir.

Toparlamak gerekirse, doğuşu itibariyle politik bir tür olduğunu düşündüğüm polisiye romanlar, Türk modernleşmesinde oldukça önemli bir rol oynamıştır. Bu durumu edebiyatımızdaki ilk polisiye yazarı olan Ahmet Mithat Efendi’nin eserlerinde açıkça görmek mümkündür. Polisiyenin ideolojik bir mesaj taşımaya elverişli olmasının yanı sıra roman türünün bir modernleşme aracı olarak kullanıldığı bu dönemde, Ahmet Mithat’ın polisiye romanları da anlatım biçimi, karakterleri ve gazete gibi araçların önemli yer kaplamasıyla modernleşmenin önemli bir aracı olmuştur. Türk edebiyatında polisiye üzerine düşünen ve bir şeyler üreten az sayıda araştırmacı olduğunu göz önüne alırsak bu türün politika, sosyoloji ve tarih gibi diğer disiplinlerle bir araya gelerek oluşturduğu bu gibi anlatıları incelemek, polisiyenin önemini kavramamıza da yardımcı olacaktır.

Kaynakça:

Esen, Nüket, ve Erol Köroğlu. Merhaba Ey Muharrir! Ahmet Mithat Üzerine Eleştirel Yazılar. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi. 2006

Mandel, Ernest. Hoş Cinayet: Polisiye Romanın Toplumsal Tarihi. İstanbul: Yazın Yayıncılık, 1985.

Mithat Efendi, Ahmet. Cellat/Esrar-ı Cinayat. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları. 200.

Mithat Efendi, Ahmet. Dürdane Hanım. İstanbul: Klas Yayınları. 2004.

Şahin, Seval. Cinai Meseleler: Osmanlı-Türk Polisiye Edebiyatında Biçim ve İdeoloji (1884–1928). İstanbul: İletişim Yayınları. 2017

Üyepazarcı, Erol. Korkmayınız Mister Sherlock Holmes!: Türkiye’de Polisiye Romanın 125 yıllık öyküsü, İstanbul: Oğlak Yayınları, 2008.

https://www.academia.edu/5706249/_Aşırılık_Suç_ve_Düzeni_Tefrika_Romanda_Yazmak_Dürdane_Hanım_Örneği_

(Bu yazı 221B’de yayınlanmıştır)


메타데이터
post_id
f9bf302e78ed
slug
poli̇si̇ye-edebi̇yat-ahmet-mithat-efendi-ve-ilk-türk-polisiyelerinin-ideolojisi-f9bf302e78ed
url
https://medium.com/@urencagla/poli%CC%87si%CC%87ye-edebi%CC%87yat-ahmet-mithat-efendi-ve-ilk-t%C3%BCrk-polisiyelerinin-ideolojisi-f9bf302e78ed
canonical_url
https://medium.com/@urencagla/poli%CC%87si%CC%87ye-edebi%CC%87yat-ahmet-mithat-efendi-ve-ilk-t%C3%BCrk-polisiyelerinin-ideolojisi-f9bf302e78ed
author_url
https://medium.com/@urencagla
status
ok
fetched_at
2026-08-01 10:50:23