← Back to list

Türkiye Paleontolojisi ve Fosilleri

Bulduğum fosiller üzerine notlar

Mertheus in Türkiye Yayını · 2024-11-07 19:51 · 256 claps · 3.5 min read
#fosil #bilim #jeoloji #türkiye-yayını #türkiye
Open on Medium ↗

Türkiye Paleontolojisi ve Fosilleri

Bulduğum fosiller üzerine notlar

Photo by David Clode on Unsplash

Photo by David Clode on Unsplash

Söze ilk olarak Anadolu’nun jeolojik geçmişi ile başlamak istiyorum. Çünkü jeolojik geçmişi bilmeden, fosiller hakkında doğru bilgiye ulaşmak zor ve hatalı sonuçlara sebep olabilir.

Türkiye’nin en eski jeolojik birimleri, yaklaşık 545–251 milyon yıl önceki Paleozoik dönemde kristalli kayaçlar ve granit gibi sert kütlelerin oluşumuyla ortaya çıkmıştır. Bu kayaçlar ise, Mezozoik dönemde (251–65 milyon yıl önce) Anadolu’nun geniş bir alanını kaplayan Neotetis okyanusunun tabanını ve bazı adalarını oluşturan temel yapıları meydana getirmiştir.

Yaklaşık 90 milyon yıl önce, Kretase döneminin sonlarına doğru, Afrika ve Avrasya levhalarının birbirine yaklaşmasıyla Neotetis okyanusu kapanmaya başlamış ve bu süreç, Karadeniz Dağları’nın (Pontidler) yükselmesine yol açmıştır. Aynı zamanda kuzeyde Karadeniz genişlemeye başlamış, güneyde ise okyanus alanı daralmıştır. Bu tektonik hareketler sonucu Bitlis, Kırşehir ve Menderes masifleri gibi büyük yapılar, diğer kütlelerin altına doğru sürüklenmiş ve yoğun başkalaşım (metamorfizma) süreçlerine maruz kalmıştır.

Dünya genelinde dinozorların baskın olduğu Mezozoik dönemde Anadolu büyük ölçüde deniz ortamı altında olduğundan, Türkiye’de dinozor fosillerine rastlanmamaktadır. Fakat Ankara ve çevresinde Ammonit gibi bazı deniz canlılarının fosilleri keşfedilmiştir. Bu fosiller de bizlere, bölgenin eski jeolojik geçmişini aydınlatan önemli ipuçları sunmakta olduğunun bir kanıtıdır.

Resim Wikipedia’dan alınmıştır

Resim Wikipedia’dan alınmıştır

Türkiye’de paleontoloji çalışmaları tarihi

Paleontoloji, fosilleri veri olarak kullanan ve onları analiz edip inceleyen bir bilim dalıdır, fosil bilim olarakta adlandırılabilir.

Türkiye’de omurgalı fosiller üzerine ilk çalışmalar Osmanlı İmparatorluğu döneminde kayda geçmiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısında ve 20. yüzyılın başlarında ağırlıklı olarak balık ve memeli fosilleri’nin bulunduğuna dair raporlar bulunmuştur. Tabii söz konusu fosil olduğunda Türkiye’ye farklı ülkelerden bilim insanları da gelmiş ve araştırmalar yapmıştır. Buna örnek olarak, Büyük Britanya Konsolosluk görevlisi olan Frank Calvert (1828–1908), Çanakkale ili Eskihisar mevkiinde 1850’lerde çok sayıda memeli fosili keşfetmiştir. Daha sonra ise Alman paleontolog Melchior Neumayr (1845– 1890) bu fosilleri çalışmış ve birlikte yayımlamışlardır. Ayrıca Othenio Abel (1875–1946), hem Anadolu’da hem de Avrupa’da da ilk kez kayıt altına alınmış olan zürafa fosili Sivatherium giganteum’u tanımlamıştır.

Ali Fethi Efendi’nin 1853 yılında yazdığı İlm-i Tabakatü’l-Arz, Türkiye’de fosiller ve canlılık tarihi hakkında bilgi veren ilk kitap olarak kabul edilmektedir. Stratigrafi ve paleontoloji konularını içeren ilk sistematik jeoloji ders kitabı ise Abdullah Bey tarafından kaleme alınmıştır.

Cumhuriyet Dönemi’nde omurgalı paleontolojisi alanında ilk makaleleri yazan iki jeolog Ahmet Malik Sayar ve Hamit Nafiz Pamir olmuştur. İstanbul Küçükçekmece Lagünü’nde yer alan Miyosen dönemi omurgalı faunasına dair Türkçe ve Fransızca yayımlanan bu makalelerde, çoğunlukla memeli fosilleri ele alınmakla birlikte Testudo, Trionx ve Emys cinslerine ait üç kaplumbağa fosiline de yer verilmiştir. Ayrıca, Küçükçekmece faunasında tatlı su balıkları da bulunmaktadır.

1921 yılında Ali Vehbi Türküstün tarafından hazırlanan Tableau de Paléontologie adlı harita ise Prekambriyen’den başlayarak Fanerozoik’in büyük kısmını (Ordovisiyen ve Paleosen hariç) kapsayan ve kapsamlı bir fosil haritası olarak tanınmaktadır.

Cumhuriyet Dönemi’nin ilk kadın paleontologu olan Cazibe (Arıç) Sayar, 1949 yılında İstanbul Üniversitesi Jeoloji Bölümü’nden mezun olmuştur. Doktora çalışmasında, İstanbul Küçükçekmece-Haliç bölgesindeki Neojen Dönemi fosil yataklarını inceleyerek, bu çalışmayla bölgede yeni fosil alanları keşfetmiştir.

Türkiye’de omurgalılar paleontolojisinin gelişmesindeki en önemli faktörlerden biri Atatürk’ün isteği üzerine 1935’te DTCF’nin kurulması olmuştur. Fakültenin ismi ve eğitim verdiği lisans programlarının kapsamı açısından hem döneminde hem de günümüzde tektir. Özellikle fakülte bünyesinde antropoloji ve coğrafya bölümlerinin yer alması, bu bölümlerde bulunan öğretim üyelerinin paleontoloji ile ilgili çalışmalar yürütmesine olanak vermiştir (Kahya, 2023).

Bulduğum fosiller üzerine notlar

Ben bir coğrafya mezunu olarak, doğaya her çıktığımda etrafı amatör bir biyolog veya paleontolog gibi gözlemlemeyi seviyorum. Doğayı gözlemlemeyi; etraftaki hayvanların fotoğraflarını çekmeyi ve eve götürebileceğim fosilleri arayıp bulmayı seviyorum.

Sizlere birkaç ay önce bulduğum bazı fosilleri göstermek istiyorum.

1 ve 2. fotoğraftakiler Ammonit, 3 ve 4. fotoğraftakiler ise bitki fosilleridir. (Fotoğraflar yazara aittir)

1 ve 2. fotoğraftakiler Ammonit, 3 ve 4. fotoğraftakiler ise bitki fosilleridir. (Fotoğraflar yazara aittir)

Kafadanbacaklılar (Cephalopoda) sınıfına giren 2. fotoğrafta bulunan ammonit fosilinin yüksek ihtimalle Lytoceras fimbriatum türüne ait olduğunu düşünüyorum. 1. fotoğrafta bulunan fosilin ne olduğundan emin değilim. Bu ya bir Kafadanbacaklı (Cephalopoda) ya da bir Kol Ayaklı (Brachiopoda) sınıfına mensup. 1. fotoğrafta bulunan fosili Ankara’da, 2. fotoğrafta bulunan fosili ise Bilecik’te buldum.

3 ve 4. fotoğrafta bulunan fosillerin tamamı bitkilerden oluşmakta. 3. fotoğrafın alt kısımda yer alan iki beyaz arkaplanlı olanları ve 4. fotoğraftaki yaprak fosilini Bilecik’te buldum. Üstte kalan koyu renkli olanı ise Ankara Kızılcahamam’da buldum. Bitki fosilleri üzerine pek fazla bilgim olmadığından türleri hakkında bir yorumda bulunmayacağım.

Fosiller hangi kayalarda bulunur?

Fosiller sadece kumtaşı, kiltaşı, kireçtaşı gibi çökel (tortul= sedimanter) kayalarda bulunabilir. Yüksek basınç ve sıcaklığın ürünü olmaları nedeniyle magmatik ve başkalaşım (metamorfik) kayalarda fosil bulunmaz.

Fosiller neden önemlidir?

Geçmişi daha iyi anlamamıza yardımcı olmasıyla beraber fosiller; evrimi, dünyamızın jeolojisini ve geçmiş yaşamdaki canlıları keşfetmemize de aracı olur. Dinozor fosilleri bulunmasaydı onlardan asla haberimiz olmayacaktı. Tabii tek sorun haber alamamak değildir. Fosiller bize bizi anlatan hazinelerdir. Örneğin Homo cinsi canlıların fosilleri bizlerin insan evrimini daha iyi anlamasını sağlamıştır. Öte yandan yine dinozor fosilleri üzerinde yapılan araştırmalar bizlere kuşların, bazı dinozor türlerinden evrimleştiğini de göstermiştir.

Fosil deyip geçmeyin, gün gelir o kemik parçaları bize unutamayacağımız bir ders verir.

Kaynakça:

  • Kahya, Ö. (2023). Türkiye omurgalı paleontoloji çalışmaları tarihçesi. Antropoloji, (45), 54–63.
  • Yiğitbaşıoğlu, H. Anadolu’nun jeolojik ve jeomorfolojik evrimi.

메타데이터
post_id
fa1d98796d6b
slug
türkiye-paleontolojisi-ve-fosilleri-fa1d98796d6b
url
https://mediumturkiye.com/t%C3%BCrkiye-paleontolojisi-ve-fosilleri-fa1d98796d6b
canonical_url
https://mediumturkiye.com/t%C3%BCrkiye-paleontolojisi-ve-fosilleri-fa1d98796d6b
author_url
https://medium.com/@Mertheus
status
ok
fetched_at
2026-06-27 07:40:21