← Back to list

Susma Tanrım

Susma, Tanrım Bazen insanın ihtiyacı bir mucize değil, yalnızca duyulduğunu bilmektir. Tanrım, sırdaşım, dostum… Sana uzun zamandır bir şey…

İnci Çilsal · 2026-08-19 09:08 · 110 claps · 2.8 min read
#deneme #kişisel-gelişim #günlük #monologue #türkçe
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🧘 · Spirituality

Susma Tanrım

Susma, Tanrım Bazen insanın ihtiyacı bir mucize değil, yalnızca duyulduğunu bilmektir. Tanrım, sırdaşım, dostum… Sana uzun zamandır bir şey sormuyorum. Belki de bazı soruların cevabını beklemekten yoruldum. Belki insan, cevapsız kalan sorularını bir süre sonra kalbinin en kuytu yerine kaldırıp üzerlerine toz seriyor. Bir daha açmamak üzere. Oysa çocukken böyle değildim. Geceleri yorganın altına girerdim. Kendime küçük bir dünya kurardım orada. Yorganın kenarlarını başıma kadar çeker, karanlığın içinde küçücük bir kafes yapardım. O kafesin içinde hem saklanır hem de seni beklerdim. Odamdaki gölgelerden korkardım. Sonra bana onlarla yaşamayı öğrettin. Belki de ilk korkularımı böyle büyüttün içimde; karanlığı yok ederek değil, karanlığın içinde de yalnız olmadığımı hissettirerek. Başımı yastığa koyduğumda dünyanın sustuğunu sanırdım. Ama şimdi biliyorum; dünya hiç susmuyormuş. İnsanlar susuyormuş. Gidenler susuyormuş. Kalanlar susuyormuş. Sevdiğini söyleyemeyenler susuyormuş. Kırılanlar, kırıldığını belli etmemek için susuyormuş. Ve insan bir süre sonra kendi içindeki sesi bile kaybediyormuş. İşte ben o zaman yeniden sana döndüm. Bu kez dua etmek için değil. Sormak için. Neden? Neden bazı insanlar birbirini bulurken bazıları ömrünü birbirini aramakla geçiriyor? Neden bazılarına hayat daha doğarken iki el uzatıyor da bazıları büyüdükçe ellerini ceplerine koyup kendi kendine yürümeyi öğreniyor? Neden insan en çok güvendiği yerden kırılıyor? Ve neden bazı yaralar kanamadığı için kimse onların gerçekten yara olduğunu anlamıyor? Bana sabret dediler. Sabrettim. Zamanla geçer dediler. Zaman geçti. Bazı şeyler geçmedi. Yalnızca ben değiştim. Acının ağırlığını taşımayı öğrendim. Onu evin içinde dolaşan sessiz bir yabancı gibi kabullendim. Sabahları mutfakta karşılaştım onunla, geceleri yatağımın ucunda otururken gördüm. Bazen adını koymadım. Bazen hiç bakmadım yüzüne. Belki büyümek biraz da buydu. Acının gitmesini beklemekten vazgeçip onunla aynı evde yaşamayı öğrenmek. Ama Tanrım… Ben artık acılarımla aynı evde yaşamak istemiyorum . Bir sabah uyanıp içimde yıllardır kapalı duran odaların pencerelerini açmak istiyorum. Güneş girsin istiyorum içeri. Öyle büyük bir mucize de istemiyorum senden. Gökyüzünü ikiye ayırma. Denizi kurutma. Geçmişi geri getirme. Ölmüş olanı diriltme. Yalnızca… Bir gün birinin bana bakıp, bütün güçlü kadınların arkasında sakladığı o yorgun çocuğu görmesini istiyorum. “Bırak,” desin. “Bu kez sen taşıma.” Çünkü yoruldum Tanrım. Her şeyi tek başıma taşıyormuşum gibi görünmekten yoruldum. Kırıldığımda gülümsemekten, özlediğimde susmaktan, terk edildiğimde “önemli değil” demekten… Ve en çok da aynaya bakıp kendime yalan söylemekten birazda Ben iyiyim. bazen iyiyim bazen değilim. Her zaman iyi değilim. Bazen kıskanıyorum. Bazen öfkeleniyorum. Bazen birinin yokluğunu, varlığından daha çok düşünüyorum. Bazen bütün perdeleri kapatıp dünyayla arama birkaç metre kumaş koymak istiyorum. Bazen hiçbir şey hissetmemek için kendimi o kadar çok yoruyorum ki, sonunda hissetmediğim şeylerden çok, kendimi hissedememek canımı yakıyor. Belki en büyük kaybım buydu. Kendime yabancılaşmak. Bir zamanlar içimi titreten şeylerin yanından şimdi sessizce geçmek. Bir şarkının eskiden dokunduğu yere artık ulaşamaması. Bir insanın yüzünü hatırlayıp onun bende bıraktığı hissi hatırlayamamak. Ve bir gün aynanın karşısında kendime bakıp fısıldamak: “Sen ne zaman böyle oldun?” Belki sen hiç susmadın. Belki ben kendi gürültümden seni duyamadım. Belki bütün bu yıllar boyunca gökyüzüne bakıp bir işaret ararken, sen çok daha yakında, içimde bir yerlerde konuşuyordun. Belki cevap hiçbir zaman gökten inmeyecekti. Belki bir sabah kahvemi içerken, pencereden içeri düşen ışığa bakıp yalnızca: “Bugün yeniden başlayabilirim.” diyecektim. Belki mucize buydu. Çünkü insan bazen yeniden başlayabileceğine dair en küçük inancını bile kaybediyor. Sonra hayat, hiç beklemediğin bir yerden dokunuyor sana. Pencereden bir parça güneş giriyor. Yağmur başlıyor. Toprak kokuyor. Bir şarkı, yıllardır unuttuğun bir yerinden tutuyor seni. Bir kitabın sayfasında altını çizdiğin eski bir cümle çıkıyor karşıma. Ve içimde, çok uzun zamandır kapısı kapalı duran bir odadan küçücük bir ses yükseliyor: “Belki henüz bitmedi.” İşte o zaman sana yeniden inanıyorum. Bu kez korkudan değil. Bir şey istemek için de değil. Sadece teşekkür etmek için. Çünkü belki bütün dualarımızın gerçekleşmesi gerekmiyordu. Belki bazı dualar, gerçekleşmeyerek cevaplanıyordu. Bazı insanların gitmesi gerekiyordu. Bazı kapıların yüzümüze kapanması. Bazı hayallerin ölmesi. Biz bazen Tanrı’dan bir kapıyı açmasını isterken, onun bizi o kapının ardında bekleyen şeyden koruduğunu bilmiyorduk. Yine de… Susma, Tanrım. Ben hala her şeyi anlamıyorum. Anlamsızlıkların içinde debelenen küçük hırçın bir çocuk gibiyim kum havuzunda çırpınan. Çırpındıkça boğuluyor muyim yoksa . Ben hala kırılıyorum. Hala bazen yolumu kaybediyorum. Hala sana kızdığım geceler oluyor. Bazen senden uzaklaşıyorum. Ama ne olur… Beni kendimden tamamen uzaklaştırma. İçimde küçücük bir oda bırak. Kapısını kilitleme. Orada umut dursun. Merhamet dursun. Bir gün yeniden sevebilme ihtimalim dursun. Ve ben, hayatımın bütün bu sessizliğine dönüp baktığımda, başımı gökyüzüne kaldırıp şunu söyleyebileyim: “Demek ki beni hiç terk etmemiş.” Belki sen hiç susmadın. Belki ben yalnızca cevabı duyabilecek kadar susmayı öğrenemedim. Ama bugün sana yine söylüyorum: Susma, Tanrım. Çünkü ben hala buradayım. Ve insan hala buradaysa… hikayesi bitmemiştir.


메타데이터
post_id
fdd502e7d9b1
slug
susma-tanrım-fdd502e7d9b1
url
https://medium.com/@incicilsa/susma-tanr%C4%B1m-fdd502e7d9b1
canonical_url
https://medium.com/@incicilsa/susma-tanr%C4%B1m-fdd502e7d9b1
author_url
https://medium.com/@incicilsa
status
ok
fetched_at
2026-08-20 15:17:26