← Back to list

Konuşamayan Bir Canlının Bana 2 Günde Öğrettikleri

Allah(cc) buyurur ki; “Hayvanlar benim sessiz kullarımdır. onlar şimdi zulme susuyorlar ama hesap günü konuşacaklardır!”

Ilknur Yildiz in Türkiye Yayını · 2025-07-22 16:38 · 296 claps · 6.0 min read paywalled
#hayvan #öğrenmek #türkçe #hayvanlar #duygular
Open on Medium ↗

Konuşamayan Bir Canlının Bana 2 Günde Öğrettikleri

Allah(cc) buyurur ki; “Hayvanlar benim sessiz kullarımdır.

onlar şimdi zulme susuyorlar ama hesap günü konuşacaklardır!”

Captured bu author

Captured bu author

Bu yazının tamamına *buradan ulaşabilirsiniz.*

Yukarıdaki cümlenin Mevlana Celaleddin Rumi’ye ait olduğuna dair rivayet olsa da, kesinliği bilinmemektedir. Kuran’da böyle bir ifade olmamakla beraber hayvanlara verilen değeri gösteren bir çok ifade var. Bu cümleyi her kim söylemişse, hayvanlarla yaşam paylaşan kişilerin onların ne kadar kutsal olduklarını bilmemeleri imkansız. Sevgiyle hayatı paylaşanlardan bahsediyorum yalnız, zulmedenler benim dünyamda da yazımda da olmasın…

Yukarıda gördüğünüz güzellik Mizuki! Japoncada “Güzel Ay” demek. Evimizin yeni bireyi kendisi. Daha önce bir köpeğim vardı ve bir hayvanla yaşamanın muhteşemliğini oradan biliyorum. Şimdi de ailece verdiğimiz demokratik karar ile kedi sahiplenmek istedik. Kararımızı verince de barınakları araştırmaya başladım. O kadar çok hayvan var ki sahiplenilmeyi bekleyen, insanın kalbi burkuluyor ve hepsini keşke alabilsem diyor. Benzer duyguyu çocuk esirgeme kurumları için de hissediyorum fakat bugünün konusu hayvanlarımız.

Bu yazıyı yazdığım gün itibariyle evimize geleli 3 gün oldu; fakat ben 2 günlük gözlemlerimi anlatacağım. Daha önce kedi bakmadığım için de çok dikkatli ve bol bol gözlem yapmalı ve araştırmalı günler geçiriyorum. Barınağa düşene kadar neler yaşamışsa, o kadar korkuyordu ki; onun ihtiyaçlarını doğru anlayıp rahat ettirebilmek için azami hassasiyet gösteriyorum.

Bu gözlemlerimden şimdilik, sadece 2 günde öğrendiklerim:

Sadece istedigi zaman, yetecek kadar yemek:

Köpeklerin aksine, kedi önüne koyulan her şeyi silip süpürmüyor. Çok seçici olmakla beraber, sadece ihtiyacı olduğunda yiyor. Benim eski köpeğimden bildiğim ve köpek sahibi arkadaşlarımdan da duyduğum, midye, çekirdek (kabuklarını ayırarak hem de), erik (çekirdeklerini ayırarak) gibi neler neler gözlemleyip şahit olmuştum. Sanırım gözlemledikleri gibi yiyorlar. Keza köpeklerin tokluk hissi yok. O sebeple porsiyonları ayarlanması gerek!

Gerçi kedilerde de porsiyon ayarı önemli. Onlar da ihtiyacından fazla yiyebiliyorlar. Fakat 1 çuval versen köpek yer, ama kedi hepsini yemez. Daha kontrollü diyebiliriz.

Bunu kendimle kıyasladım ve kendime “kedi kadar olamıyorsun” demedim değil! Çoğu zaman porsiyon kontrolünde çok zorlanıyorum. Hele ki kan şekerim düştüyse. Biz düşünebilen yaratıklarız diyoruz hep ama bu durumda aklımızın oyununa gelmeden sadece bedenin ihtiyacını versek sanki daha doğru. Aklımız korktuğumuzda, stresliyken, endişeliyken, aşırı sevindiğimizde vs gibi duygu kontrolü gereken durumlarda devre dışı kalıyor gibi. En azından benimki öyle, çok çaba sarfediyorum :)

Captured bu author

Captured bu author

Hayır Demeyi Çok İyi Bilmek

Kediler köpeklerin aksine “me time” denilen sadece kendileriyle geçirdikleri zamana ihtiyaç duyarlar ve bu durumda senin onu sevme isteğinle ilgilenmezler. Net bir şekilde seni redderer, yalnız kalacağı yere gider ve canı ne zaman isterse o zaman sevmene izin verir. Sen zorlarsan eğer tırmalar, ısırır ya da kaçar. Hayır demeyi o kadar iyi bilirler ki, o sana değil sen ona uyum sağlarsın. Zorla yemek ya da su veremezsin, sevemezsin hatta oyun dahi oynayamazsın. Sadece o isterse bunları yapabilirsin.

Peki biz ne yapıyoruz kendi hayatlarımızda? Anne-babamıza uyumlanıyoruz. Çünkü bizim karakterimize saygı gösterilerek büyümemişizdir. Kaç yaşında olursak olalım kararlarımız sorgulanabilir; sadece onların stillerine uygun olmamız beklenir. Bu her aile için geçerli değil elbette. Ama Anadolu’da çoğu kişinin böyle büyüdüğüne eminim. Bunun eğitim seviyesiyle de bir ilgisi yok fakat kendini geliştirmekle ilgili! Kendisini de büyük oranda eğitim seviyesi yüksek kişiler geliştirmeye eğimli ya da zaman yaratıyorlar. Ailemizden sonra eşimize uyumlanıyoruz. Sonra işimize, topluma, arkadaş çevremize vs. Her şeye evet demiyor olsak da evet-hayır’larımızda kendimizce denge kurmaya çalışıyoruz. Fakat bu denge, gözlemlerime göre, çoğunlukla fedakarlıkla sonuçlanıyor! Hayır’larımızı daha çok sevelim. Daha fazla kendimiz kalalım!

Kendine Vakit Ayırmak

Lütfen gerektiği kadar vakti ayırıyorum ve bunu …. başarıyorum diyebilenler, yorumlarınızla bizleri aydınlatın!

Bir önceki başlıkta belirttiğim gibi, kediler en çok kendilerine vakit ayırırlar. Sevilmeye ve oyuna ayırdıkları vakti kendi arzularına göre paylaştırırlar. Gerçi günlerinin çoğunluğunu uyuyarak geçirdiklerini düşünürsek, enerjileri de kalıyor elbette diğer şeylere.

Biz kedilerin uyudukları kadar çalışma hayatına vaktimizi harcıyoruz. İş yerlerinde çalışma, evdeki sorumluluklar üzerine çalışma derken geriye zaten enerjimiz kalmıyor. Fakat neden şöyle yalnız kalacağımız, sessizlikle hemhal olacağımız, arkadaşlarımızla ihtiyacımız olduğu kadar buluşacağımız, ya da zihnimizi dengeleyen (dağıtan ya da sakinleştiren-kişinin tercihine bağlı-) oyunlar oynayacağımız veya her neye ihtiyacımız varsa, onu yaşayacağımız vakitlerimizi de günlük plana dahil edemiyoruz? Böylece ilişkilerimiz de daha fazla güzelleşmez mi? Daha dingin zihinle daha mutlu ve huzurlu hissederiz ve sakinleşebiliriz.

Bununla beraber romantik ilişkilerimizin de suyunu çıkarmadan yaşarız. Dönem fark etmeksizin, romantik ilişkilerde vıcık vıcık bir durum gözlemliyorum. Herkesin kendi hayatı varken, kimyasal bir tepkime sonucunda büyük aşk yaşadığımız kişiyle 7/24 beraber yaşamak isteriz. Kıskançlık duygusu beliriverir. Kimyasal tepkime (aşk) normale dönmeye başlayınca (çok vıcık vıcık olunca çabuk tükeniyor), hayatı birbirimize zehir etmeye başlarız. Birbirimizin tutsakları oluveriririz. Fakat neden? Bizler yalnız yaşayamayan varlıklarız ama yapışık ikiz olmamız gerekseydi, öyle yaratılırdık. Neden kendi, kişisel hayatlarımıza devam ederken ilişkimizi de birbirine saygı duyarak ve bol bol alan tanıyarak yürütemiyoruz? Böyle yapabiliyor olsaydık, aşk süresini de uzatabilmiş olurduk. Bence uzun ve mutlu (burada mutluluk daha önemli, çünkü uzun mutsuzken de gerçekleşebilir) ilişkilerin sırrı bu zaten: Kişileri olduğu gibi kabul edip, alan tanımak. Bu arada kendi alanını da korumak.

Captured bu author

Captured bu author

Yardım İstemek

Kedim yaş mama, ödül maması ya da başka bir şey isteyince gözlerimin içine bakıp miyavlıyor. Kendisi alamadığı için benden istiyor. Kaşınmak, okşanmak isteyince gelip isteğini belirtiyor. İsteklerinin karşılanmasını sağlıyor. Onun etrafında pervane olamadığım, çalıştığım zamanlarda da, enteresan bir şekilde anlıyor ve çok talepkar olmuyor.

Peki biz yardım isteme konusunda nasılız? Rezaletiz bana kalırsa!

Benim saçma bulduğum genel geçer doğrularımızı sıralıyorum:

  • İş hayatında yardım istersen başarısız diye etiketlenirsin!
  • Ne kadar fazla sorumluluk varsa hepsini al, tek başına en güzel şekilde başar ki terfi alasın!
  • Evde ya da sosyal çevremde ben güçlü bir kadımım yardıma ihtiyacım yok; kendim hallederim!

ya da

  • Ben kimseye ihtiyacı olmayan bir erkeğim, kendime yetebilirim! Yardıma ihtiyacım yok, ayrıca erkek adam yardım mı ister hiç!

Bu örnekler tonla çoğaltılabilir ama yazmak bile enerjimi tüketti… Enerjimizi yükseltme alanına dönelim en iyisi.

Bu hayatı beraber yaşıyoruz. Aynı evde, aynı ortamda, aynı sosyal çevrede… Birbirimize faydası olsun ya da olmasın neden yardım istemek hatta bazı insanlar için etmek bile çok zor geliyor? Yardım etmenin zor geldiği insanlar genelde “Ben kendime yetiyorum da o niye yetemiyor; neden beni zor durumda bırakıyor, …” gibi düşüncelere sahip olabilir. Fakat her zaman yardım etmek zorunda da değiliz tabi ki. Bir tek kelimemize bakar: “HAYIR”. Uygun bir ifadeyle tabi :)

İhtiyaçlarını İstemek

Bu da yukarıdakilerin hepsinin karışımı gibi bir şey aslında.

Kediler nasıl da ihtiyaçlarını istiyor! Bu her zaman yardım olmak zorunda değil. İhtiyaç olması ve istemen gerekiyorsa da isteyebilmen hayatta seni nereye taşır bir düşünsene!

  • İşe ihtiyacın var, çevrene bildiriyorsun. (Bu yardım değil, aracı olmalarını sağlamak. Sonuçta şirketlerin de elemana ihtiyacı var. Kimse kara kaşa-göze yapmıyor)
  • Dinlenmeye — yalnızlığa ihtiyacın var, sessizlik talep edersin. (Bu toplumda yaşamaya uyumlanmadır.)

Bunun gibi, gene kafamızda önyargılarımızla kurduğumuz istemenin, güçsüzlük ya da zayıflık olduğunu düşünmemiz bizi tüketiyor.

Ve Diğerleri

Mizuki eve geldiğinden beri hepimizin suratında ona aşkla bakan bir ifadeyle beraber gülümseme ve ailece gözlemleme durumu hakim oldu. Her akşam açılan ve arkada boş boş oynayan televizyonumuz kapalı, sohbet ediyoruz ve keyifli vakitler geçiriyoruz. Evimizin yaşam kalitesini artırdı resmen. Onlar bize muhtaç değil, biz onlara muhtacız sanki. Belki de bu cümlede “sanki” fazladır.

Gerçekten bir hayvanın, bir insan ruhuna ne kadar iyi geldiğini tekrar deneyimliyorum. Köpek de, kedi de ya da başka hayvanlar da gerçekten bakmayı ve anlayabilmeyi bilirsek bizlere neler neler öğrettiğine sadece şu iki günde bile şahit olabildim.

Gerçekten bakabilmeyi başarsak, insanların da birbirlerinden öğreneceği çok şey var ama biz birbirimize kör olmuşuz gibi yaşıyoruz. Kendi çocuğumuza bile hayatın kargaşasını ve düzeni öğretmek dışında ne yapıyoruz ki? Mutluluğu öğretip paylaşabilen (buna zamanı olmadığından) o kadar az ebeveyn var ki.

Hayatta her şeye gerçek özeni göstersek gerçek mutluluğu görüp hissedebiliyoruz aslında. Hayat elbette bir denge! Dengenin öbür ucunda mutsuzluk da var. Her duygunun karşısında zıttı olduğu gibi…

Bununla ilgili 2 seçeneğimiz var:

Duygusal Olarak Ortalarda Olmak

Annemin argümanı; hayvanları aşırı sevip bağlandığı için ve sonunda da kaybetmekten çok korktuğu için hiç almak istemiyor. Bağlanmaktan kaçıyor. Bu insanlar genel olarak hayatı korku duygusu temelinde yaşıyor ve sevmekten, bağlanmaktan, kısacası duyguları büyük hissetmekten korkarak hep temkinle yaşamaya çalışıyor. Bu da hayattan kaçtıkları acı yüzünden, alacakları keyiften feragat etmelerini sağlıyor. Sevmekten korkarsan nasıl sevileceksin? Yüksekten korkarsan nasıl heyecanı hissedeceksin? Bunun gibi kendinize uygun soruyu bulup, kendinize sorun bakalım. Kaç tane korktuğunuz için deneyimleyemediğiniz güzelliği kaçırmışsınız. Ben kendime sık sık hatırlatıyorum. Fakat yüzleşmek zor!

Duygusal Olarak Açık Olmak

Risk almaktan kaçınmayan, korkmayan insanlar; sizlere hep özeniyorum. Elimden geldiğince deniyorum. Birçok konuda törpülendim, fakat hayatın sınavları bitmiyor. Hep daha fazlasıyla geliyor :)

Bu insanlar mutluluğu da, neşeyi de, heyecanı da iliklerine kadar hissederler. Dezavantajı, tahmin ettiğiniz üzere zıt duygularını da iliklerine kadar hissederler. Fakat yaşarlar, çünkü hissederler!

Siz hangi gruptasınız?

**İlknur Yıldız**

Her hafta paylaştığım yazılardan haberdar olmak isterseniz; okur ve yorumlarınızı benimle paylaşmak isterseniz -ki çok mutlu edersiniz beni- takip edip, e-mail listeme üye olabilirsiniz. Bana ulaşmak için; ismimin üzerindeki linki tıklamanız yeterli.

Not: Karakter testi ile detaylı bilgi almak isterseniz, buradan ulaşabilirsiniz. Mesaj kısmına bu yazıdan öğrendiğinizi belirtirseniz, %20 indirim uygulanacaktır.


메타데이터
post_id
ff655873a231
slug
dilsiz-bir-canlının-bana-2-günde-öğrettikleri-ff655873a231
url
https://mediumturkiye.com/dilsiz-bir-canl%C4%B1n%C4%B1n-bana-2-g%C3%BCnde-%C3%B6%C4%9Frettikleri-ff655873a231
canonical_url
https://mediumturkiye.com/dilsiz-bir-canl%C4%B1n%C4%B1n-bana-2-g%C3%BCnde-%C3%B6%C4%9Frettikleri-ff655873a231
author_url
https://medium.com/@ilknuryildiz
status
ok
fetched_at
2026-07-18 18:54:24