← Back to list

hepsi birden, aynı anda, aynı yerde

yazının şarkısı 🎶 leonard cohen// who by fire

edaerdogmus · 2025-07-14 09:55 · 2 claps · 3.3 min read
#depresyon #anksiyete-bozukluğu #panik-atak #çöküş #hayat
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🐾 · Pets & Animals

hepsi birden, aynı anda, aynı yerde

**yazının şarkısı 🎶 leonard cohen// who by fire**

kafamın içindeki baskıyla evde yapayalnız kaldığımı zannederken, taksim meydanı’nda çırılçıplak hissediyorum. tüm gözler üstümdeymiş gibi. ama bu artık benim umurumda olan şeylerden biri değil.

insan delirmeye görsün, klişelerin gözünü seveyim. kim bilir kaç kez *“ben delirmedim, sadece çok kötü hissediyorum” demişimdir bu süreçte. “kendi haline bırakılan her şey yok olmaya mahkumdur”* demişti psikoloğum zamanında. kendi haline bıraktığım her neyse, bütün silahlarını kuşanmış bana saldırıyor şu anda.

dün gece yine en korktuğum ve aynı anda en güvende hissettiğim yerdeydim. gelen her hemşireye “geçicek di mi?” diyordum. bunu sorarken, içimden kendime kıçımla gülüyordum. beni hiç tanımayan, derdimi tasamı bilmeyen alelade insanlardan çare bekliyordum. bu çok tanıdık geldi. 12 yaşıma dönmüştüm.

hastanelerle imtihanım maalesef uzun yıllara dayanır. başıma ne geldiğini anlamadan, delinip biçildiğim zamanlardan yadigar korkularımın başını okşamaya çalışıyorum. ama içimden şefkat yerine büyük bir öfke çıkıyor. beni ve bizi delirten herkese, her şeye, tüm adaletsizliklere, tüm acılara, tüm ayrıntılara lanetler yağdırmak istiyorum. ama bu da bir efor gerektiriyor. bilin bakalım bende ne yok? yaşam sevincim artık tesadüfen yolda gördüğüm bir komşu gibi. ayaküstü small talk yapıyoruz. birbirimize fazla değmeden yollarımıza devam ediyoruz. dünyada en çok sevdiğim varlığın bile sesine tahammülüm kalmamış. ama ben bunu yazarken o yanıma gelip küçük kafasını bana sürtüyor. onu da üzüyorum diye düşünüyorum. zihnim çığrından çıkmış. sahi, kediler üzülür mü? uzun zamandır bana tek iyi gelen şey, klavyemde gezen parmaklarım. pica, kapının köşesine yatmış bana bakıyor.

yükselen tansiyonum nerelere kadar gidecek diye kaygılanırken, içimden “hadi, biraz daha yüksel ve bitsin bu iş” derken, artık pek şaşırmıyorum. oksimoron bizim işimiz.

temmuzun ortasında, üstümde battaniyemle oturuyorum masamda. uyuşuk kafamın içi tıklım tıkış bir metrobüs gibi. iş çıkışı, herkes dip dibe. birbirinden hiç hoşlanmayan herkes binmiş. aksi gibi kaza olmuş. kapıları açan tuş da bozulmuş. o kadar insan belirsiz bir süreyle orada öylece duracak. bir kadın çığlık atıyor, onun yanındaki adam öfke nöbeti geçiriyor. çocuklar korkmuş. gözüm bir bebeğe takılıyor, bir tek o ağlamıyor.

bu kadar karanlık bir yerde, sevdiklerimin bana gösterdiği sevgi karşısında ne yapacağımı şaşırıyorum. arkadaşlarım daha önce kimseden görmediğim bir koşulsuz sevgiyle beni sarıyor. romantik komedilerde izlediğimiz türden bir kapsayışla yanımdalar. “kendim için iyi olucam” diyorum. aslında en çok onlar için iyi olmak istiyorum. bu bir yalan değil, her an değişiyor hislerim. yükümü benimle birlikte kucaklamalarına izin verdiğim zamanlar içimde bir umut yeşeriyor. sonra ne ara sulamadığımı unutup kuruttuğum bazı bitkilerim gibi, o filizler de ölüveriyor. işte tam orada başlıyor kocaman bir utanç. buzdolabını açıp, kafamı içine sokuyorum. arkadaşlarım olmasa, ne yapardım bilmiyorum.

doktorların pek yanaşmamasına rağmen, beni arayıp “ameliyat riskini alıcam ben güzel kızım, sonuçta her ameliyat bir risk taşır. senin baban güçlüdür.” diyen babam, durumu kolaylaştırıyor mu zorlaştırıyor mu hiç emin olamıyorum.

peki bunları neden yazıyorum? kişisel tarihimde önemli bir not olarak saklamak için mi? hayır. ben kendime zaten çok not yazan biriyim. yapayalnız hissettiğimde ne sevgilim, ne annem, ne babam, ne ablam, ne dostlarım; hiçbirinin sesi bana tam olarak ulaşmıyor. biyokimyama her ne olduysa, sesler boğuk, renkler flu, dokular çok pürüzlü. sadece klavyeye değen parmaklarım nefes alıyor gibi. ben yazmak için doğmuşum. kulaklarımda çınlayan tansiyonla beraber gelen sesler bana tek bir şey söylüyor. “çok yalnızsın. yeryüzüne ayak basmış herkes gibi, çok yalnızsın.”

doktorumu sevmiyorum. doktorum beni azarlıyor. “neden gittiniz dün yine hastaneye?” diyor. “çok korktum” diyorum. “bakın bodrum’da yaşıyorsunuz, etrafınıza bakın biraz” diyor. “bakıyorum” diyorum. “tedaviye neden güvenmiyorsunuz?” diyor. artık anlatmaktan bıktığım hikayeleri anlatmaya mecalim yok. güven kaybımın ilk katmanı, geçen seneki doktorları düşünüyorum. hepsinden nefret ediyorum. resmen 14 yaşındayım ve kimsenin beni anlamadığını düşünüyorum. öyle olmadığını bilsem de, bu utancımı örtüyor. sahi bu neyin utancı? benim mi? ömrüm boyunca elimden gelenin en iyisinin yüzde yetmiş beşini yaptım. yüzde yirmi beş mi beni paramparça etti? hayır. bu benim utancım değil. insan olmak başlı başına bir ızdırap. brokoli olsaydım mesela. “bak bu küçük ağaçları yersen, içinde bir orman yeşerir. abla olursun o zaman” denerek bir çocuğa yedirilseydim. ama brokoli değilim. ızdırabımı dindirecek hapların beni bir süreliğine bir brokoliye dönüştürmesini umuyorum.

bir lunapark gibiyken, korku tüneline dönüşen hayatımın bölüm sonu canavarlarını tanıyorum. güven hissinin hepimizden nasıl sökülüp alındığına tanıklık ettiğimiz şu zamanlarda, bu yazıyı benim gibi hisseden herkes için yazıyorum.

üzgünüm. çok yalnızız. ama bu bir oyunsa, mızıkçılığı yapan ben olmak istemiyorum.

kendime, hayata, sevdiklerime, kedime, köpeğime, işime ve içimdeki ışıkları kapanmış lunaparka borcumu ödemek için satır satır yazacağım.

üzgünüm. birlikte çok yalnızız. mutluyum. çünkü çok fazla duyanım var. şiir okuyarak büyümüş bir çocuk olduğum için, içim yumuşacık aslında. bir ahmet telli şiiri geliyor aklıma.

“çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm

bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ

sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı

nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar

dursam ölürüm paramparça olur dünya”

durmak yok, dursa da zaman. bu metrobüste delirmemek mümkün değil.

bir pencere açarlar heralde. burada boğulmamıza izin veremeyiz.

ama yaşamaya dair her şey; yaşamaya değer.

artık neredeyse eminim.

iyisi de geçer, kötüsü de geçer.

14 temmuz, 12:45, bodrum


메타데이터
post_id
ffa606fbb85d
slug
hepsi-birden-aynı-anda-aynı-yerde-ffa606fbb85d
url
https://medium.com/@edaerdogmus.art/hepsi-birden-ayn%C4%B1-anda-ayn%C4%B1-yerde-ffa606fbb85d
canonical_url
https://medium.com/@edaerdogmus.art/hepsi-birden-ayn%C4%B1-anda-ayn%C4%B1-yerde-ffa606fbb85d
author_url
https://medium.com/@edaerdogmus.art
status
ok
fetched_at
2026-07-16 00:19:14