ERDOĞAN’IN POPÜLER DİZİLERLE DANSI!
Ekranlarda 3 dizi fırtınalar estiriyor. İzleyicilerini ekranlara kitliyor. Toplum yatıp kalkıp bu 3 diziyi konuşuyor. Bu diziler Kızılcık…
ERDOĞAN’IN POPÜLER DİZİLERLE DANSI!

Ekranlarda 3 dizi fırtınalar estiriyor. İzleyicilerini ekranlara kitliyor. Toplum yatıp kalkıp bu 3 diziyi konuşuyor. Bu diziler Kızılcık Şerbeti, Kızıl goncalar ve İnci taneleri.
Peki, bu 3 dizi neden bu kadar tuttu?
Toplumdaki hangi katmanlara hitap ediyor?
Hangi yönleriyle toplumun bu kadar ilgisini çekiyor?
Dizilerdeki dindar tiplemeleri iktidarı rahatsız ediyor mu?
Yoksa işine mi geliyor?
RTÜK’ün Kızıl Goncalar’a ceza kesmesi ne anlama geliyor? Pavyon dansı yapan Dilber’in toplumun neden ilgisini çektiği?
Bu 3 diziyi iktidar, toplum ve senaristler açısından analiz etmek lazım.
Kızılcık Şerbeti ve Kızıl Goncalar’dan başlayayım. Çünkü ikisinin ortak özellikleri var. Kızılcık Şerbeti de ve Kızıl Goncalar da laik-dindarlık çatışması üzerine kurulu.
Önce pilot uygulama olarak Kızılcık Şerbeti sahne aldı.
Test edildi. Sonuç başarılı oldu.
Başarılı olunca da aynı yapım şirketi Kızıl Goncalar’ı sahneye sürdü. O da yüksek izleme oranlarına ulaştı. Yapım şirketi iyi bir damar yakalamıştı.
Peki, bu iki dizi neden bu kadar başarılı oldu?
Denenmiş ve reytingi daha önce defalarca onaylanmış formül şuydu: Çatışma. Çatışma sinemamızda her zaman iş yaptı.
Eski Türkiye’de reyting getiren çatışma tipleri zengin-fakir, avrupalı-yerel, şehirli-köylü, alt sınıf-üst sınıf gibi şeylerdi.
Bunlar Yeşilçam’ın klasik çatışma konularıydı. Dizi yapımcıları yeni Türkiye’nin çatışma alanını iyi görmüştü. Bu çatışma laik-antilaik çatışmasıydı.
Toplumda bunun da bir karşılığı vardı.
Gerçi bu çatışma Erdoğan öncesi de vardı. Ancak Erdoğan’la birlikte farklı bir boyut almıştı.
AKP 22 yıldır iktidarda ama kültür, film endüstrisinde oldukça geride.
Bu alanda hala seküler kesim başı çekiyor.
Eski Türkiye’de mütedeyyin muhafazakar kesimler ana akım medyada hep gösterilen oldular. Yani kendilerini hep laiklerin onlara tuttuğu aynada izlemek zorunda kaldılar.
Ama artık 22 yıllık bir AKP iktidarı vardı. Ve bu iktidar devletleşmişti. Tabanı onlardan bir şeyler bekliyordu.
İktidar da TRT ve Kültür Bakanlığı üzerinden bu gücünü rövanş olarak kullandı. “Diriliş Ertuğrul” tarzı tarihi dizileri devreye soktular.
Bu dizilere büyük paralar harcadılar. Ama o dizilerde dikkat çeken iki yön vardı: Birincisi, dindarları kusursuz gösterme çabası, ikincisi ise bu diziler üzerinden iktidarı için topluma mesajlar verme gayreti.
Peki, bu diziler etkili oldu mu? Evet, oldu. Çok izlendi mi?
Reyting rekorları kırdı mı?
Evet, çok izlendi ama Kızılcık Şerbeti ve Kızıl Goncalar seviyesini yakalayamadı. Toplumun her kesimine hitap edemedi.
2000'li yıllarda ana akım medyada senaristi ve oyuncusu milliyetçi-muhafazakar mahalleden olan tek bir dizi vardı.
O da “Kurtlar Vadisi”ydi. Dizide Polat Alemdar’ın babası Ömer Baba vardı. Ömer Baba karakteri ile dindarlık imajı verilmeye çalışılmıştı.
Ama Ömer Baba da aslında bir katilin babasıydı. Oğlu adam öldürdükçe o hikayeler anlatırdı. Adeta başka bir gezegende yaşardı.
Aslında Ömer Baba, milliyetçi-muhafazakar dindarlara rol model olarak sunulmuştu. Yani kısaca dizinin bir misyonu vardı.
Onu da başarıyla yaptı.
2000'lerin sonuna doğru ATV el değiştirdi. AKP iktidarının eline geçti.
Yeni patronların muhafazakar olduğu ama çalışanların seküler olduğu bir dönem yaşandı. Bu süreçte “Ekmek Teknesi” üretildi.
Buradaki dindar tiplemesi de 5 vakit namazlı Fırıncı Nusret’ti. Ama dizinin geçtiği mahallede bir tane bile baş örtülü yoktu.
Yine de mütedeyyin insanların normal gösterilmesi seviyesi açısından önemliydi. Ama sermaye asıl şunu fark etmişti.
Artık muhafazakar kesimde de para vardı.
Özellikle 2010'dan itibaren o kesime dönük çalışmaya başladı.
Ancak bu dizilerdeki dindar profiller muhafazakar mahalleyi pek memnun etmedi. Çünkü dindar karakteri iktidarın alıştırdığı gibi kusursuz değildi. Yüceltilmiyordu. İrşat çabası da yoktu.
Bu sebeple “Kızılcık Şerbeti” gibi dizilerin TRT ve ATV gibi kanallarda gösterilmesini göze alınamazdı. Show TV, Fox TV bu diziler için daha uygun mecralardı.
Neyse, şimdi ben yine dizinin temelinde var olan laik-antilaik konusuna döneyim. Kimilerine göre bu dizi faydalı.
Onlara göre bu dizi, iki kutbun arasında köprü görevi görüp empatiyi arttırdığı için faydalı. Tabii gerçekte öyle olup olmadığı tartışmaya açık bir konu.
Bugün Show TV’de “Kızılcık Şerbeti”, Fox TV’de “Kızıl Goncalar” izlenme rekorları kırıyor.
Bu iki dizide de baş örtülü, dindar profiller hatta tarikatçılar ekranlarda bol bol boy gösteriliyor. Ama iktidarın filmleri gibi değil.
“Kızılcık Şerbeti”nde hafiften, “Kızıl Goncalar”da oldukça sert dindar eleştirisi var. “Kızılcık Şerbeti”nin ilk olduğu konu, şehirli ve elit dindar kesimi ilk defa ve görece tarafsızca yansıtan bir ana akım dizisi olması.
Bir bölümünde dindarların egosunu okşuyor, diğer bölüm sekülerlerin.
Güncel ve popüler konulara değiniyor. Ortaya karışık mesajlarla sürekli seyirciyi yemliyor. Konular çok hızlı ilerliyor.
Başka dizilerde dev skandallar bir sezon giderken, bu dizide 3 bölümde çözümleniyor. Hemen yeni bir skandala geçiyor.
İzleyiciler bu hızlı konu ilerleyişini de seviyor.
Bu açıdan Türkiye gündemine paralellik arz ediyor. Yani skandal bir olaya büyük tepki gösterip kısa bir süre sonra onu başka bir skandalla unutmaya alışkınız. Dizide de aynen bu var. Senarist skandalların sayısını ve şiddetini sürekli arttırıyor. Bütün tuşlara basıyor. İzletmek için takla üstüne takla atıyor.
Şimdi gelelim ikinci diziye, yani “Kızıl Goncalar”a.
Hikayenin merkezinde iki kızıl gonca var. Kardeş olduklarını bilmeden iki farklı ailede büyüyen Zeynep ve Mira’nın hikayesi.
Adından da anlaşılacağı üzere Mira laik bir ailede büyüyen bir çocuk.
Zeynep ise “faniler” adında bir tarikata mensup bir ailenin kızı. Senaryo bu iki kız üzerinde laik-dindar zemininde yürüyor.
Dizide “Faniler” adında bir tarikata yer verilmiş. İsim tabii hayal ürünü.
Ama olgu o kadar hayal ürünü değil. Faniler öyle bir tarikat ki, muavinin elinden su alınmasını namahrem kabul edecek kadar takvalı, ama böreğe kalitesiz yağ kullanıp, tereyağlı diye satacak kadar da hilebaz.
Tarikatta zihni bulanır diye kız çocuklarının okuması yasak. Ve kadınlar da kocalarının kölesi hükmündeler.
Faniler tarikatı devlette de örgütlenmiş durumda. Müritler ve liderler Allah’a giden bir yolda değil, yolunu bulma derdindeler.
Dizide bu Faniler tarikatına mukabil bir de laik kesim var. Bu kesim dine mesafeli, dinden ve dindardan oldukça uzak ve önyargılı.
Dindar kesime “mağaranızdan ne zaman çıktınız, yobaz ve ucube” ifadeleri kullanacak kadar radikal söylemlere sahip.
Fakat hikayede onlar da bu önyargıları ile sınanıyorlar. Samimi dindarın karşılıksız iyiliği ve samimiyeti, vicdan sahibi olanları olumlu etkiliyor. Hatta 28 Şubatçı profesör bile hayatını çarşaflı bir kadına borçlu.
Dizinin her iki toplum kesimine yönelik mesajları için oldukça cesur diyebiliriz.
Ama akla şu soru geliyor: Bu tarz diziler havuz ve TRT gibi dizilere benzemiyor. Dindar kesim yüceltilmiyor.
Hatta ciddi eleştiriliyor.
İyi ama iktidar, yani Erdoğan rejimi buna neden müsaade ediyor?
Evet, müsaade etmek kelimesini kullanıyorum.
Çünkü bugün herhangi bir kanalda iktidara rağmen bir dizi yayınlanamaz. Yayınlanırsa önce maliyeciler çöker, ardından da polisler basar. Vatan hainliğinden de hapse atarlar.
Milleti de sıraya sokup suratlarına tükürtürler.
Bu sefer de reyting değil, tükürme rekorları kırılır.
Ben iktidarın bu dizilere müsaade etmenin ötesinde önünü açtığını, hatta teşvik ettiğini düşünüyorum.
Çünkü laik-antilaik ikileminin sürekli gündemde tutulması, kavgası, kutuplaşması, tarikatların yerlere vurulması rejimin işine geliyor. İktidara can suyu oluyor. RTÜK’ün Kızıl Goncalar’a ceza kesmesi de bu amaca yönelik.
Yani toplumdaki bu kutuplaşmayı canlı tutma ve körükleme arzusu. Ayrıca, iktidar bu dizilerin -mesajları ne olursa olsun- kendilerine asla zarar vermeyeceğini çok iyi biliyor. Bugüne kadar ki hiçbir skandalın zarar vermediği gibi.
Gelelim son olarak reyting rekorları kıran “İnci Taneleri”ne.
Dizi, pavyon dansı ile gündeme geldi. Toplum, hapisten çıkan bir babanın çocuklarını arama hikayesinden ziyade pavyona düşmüş genç bir kadının oynayışı ve pavyon kültürüne odaklandı.
Dans kurslarının repertuarına pavyon dansını ekledi. Pavyonlar hiç olmadığı kadar para kazanmaya başladı.
Oysa ana hikaye çok duygusal. Bir iftiraya uğrayıp hapise düşen idealist bir öğretmen var. Bu öğretmen yıllar sonra hapisten çıktığında çocuklarının izini arıyor. Bu arada yolu pavyonda çalışan bir kadınla kesişiyor. Pavyonda çalışan genç kadının hikayesi de çok dramatik.
Küçük yaşta sevmediği bir adamla evlendirilmiş. Dayakçı kocaya daha fazla dayanamayıp kaçtığında pavyona düşmüş.
Ancak toplum bu dramdan ziyade onun pavyon dansı ile ilgilendi. Ve dizi de reyting rekorları kırdı.
Neyse, artık yazıyı toparlayayım.
Bir tarafta laik-antilaik gündemini diri tutan, “Kızılcık Şerbeti” ve “Kızıl Goncalar”dan nemalanmak isteyen bir iktidar, diğer taraftan pavyon dansı ile coşan bir toplum.
Ekranlara kitlenen milyonlar. Gelsin reyting rekorları.
Sürsün bu düzen.
Ne ekonomi, ne yaşanan toplumsal acılar, ne sömürü, ne insan hakları, ne parmaklıklar arkasındaki mazlumlar, ne KHK’larla toplumdan tecrit edilmiş açlığa mahkum edilmiş milyonlar.
Kimin umurunda!
Hadi hep beraber kafamıza birer huni takıp pavyon dansı yapalım.
Hadi hep beraber eller havaya!

메타데이터
- post_id
- 845aa54d7e6d
- slug
- erdoganin-populer-dizilerle-dansi-845aa54d7e6d
- url
- https://medium.com/@erkamtufanla30dakika/erdoganin-populer-dizilerle-dansi-845aa54d7e6d
- canonical_url
- https://medium.com/@erkamtufanla30dakika/erdoganin-populer-dizilerle-dansi-845aa54d7e6d
- author_url
- https://medium.com/@erkamtufanla30dakika
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-17 16:37:36