— Mart Ayı Sorunları*
Merhaba, ben Nihan. Sanırım sosyal medya bağımlısıyım.
— Mart Ayı Sorunları*
Merhaba, ben Nihan. Sanırım sosyal medya bağımlısıyım.
Sosyal medya kaç yıldır hayatımızda emin değilim. Benim için MSN ile başlayan serüven, Facebook ve Instagram’la devam etti. Son zamanlarda yaşadığım odaklanma sorunları, sıkıntı ve bir şeyi sürdürmede zorlanmam bana “Nerede yanlış yapıyorum?” sorusunu sordurttu ve suçu tabii ki uygulamalara attım. Ama dönüp bakacak olursak uygulamanın bir suçu yok. Onu yapan insanlar para kazanma derdinde; insanların en zayıf noktası nedir diye araştırıp, bizi nasıl daha bağımlı hale getireceklerini buluyorlar. Ve bir noktadan sonra bu sistemin içinde kontrol edilen tarafa dönüşüyoruz.
**Kesintisiz okumak için tıklayabilirsiniz.*

Photo by hookle.app on Unsplash
Peki bunu nasıl sağladılar?
Tabii ki dopamin sayesinde. Dopamin, beynimizde üretilen bir nörotransmiterdir ama en önemli özelliği beynimizin ödül ve motivasyon sisteminin merkezinde olmasıdır. Uygulama sağlayıcıları da bunu bildikleri için sonsuz kaydırma döngüsünü ortaya çıkararak bu sistemi sürekli uyarıyorlar. Bu döngünün içine girince hızlı bir şekilde dopamin ihtiyacını karşılıyorsun ve zamanla bu uygulamalar bağımlılık yaratıyor. Bunun sonucu olarak dikkat süremiz düşüyor, gerçek hayatla bağlantımız zayıflıyor ve normalde keyif aldığımız şeyler bile sıkıcı gelmeye başlıyor. Üstelik biz de bu sistemin pasif bir parçası değiliz. Aksine, onu besliyoruz. Sürekli paylaşımlar yapıyor, beğeni almak için daha fazla uğraşıyoruz.
Peki biz sayılardan mı ibaretiz?
Black Mirror’ın o meşhur bölümünü bilirsiniz; ne kadar beğeniniz varsa o kadar değer görürsünüz. Peki gerçekten bu kadar sayılara takıntılı olmak normal mi? Şu anda yaşadığımız dünya tam anlamıyla bir gösteri dünyası. Tatile mi gittin, paylaş; kitap mı okudun, paylaş; evlendin mi ya da yeni ev mi aldın, paylaş… Sürekli bir şeyleri gösterme ve karşılığını alma derdindeyiz. Mesela çok emek vererek bir yazı yazdınız ve az beğeni aldı — hemen “demek ki kötü yazdım” moduna giriyoruz. Ya da tam tersi, ortalama bir şeyin çok beğenilmesiyle gelen o sahte özgüven… Her şeyi sayılara bağlamaya başladık. Bu sadece sosyal medyada değil; yaşımız, sahip olduklarımız, sahip olmak istediklerimiz… Hep daha fazlası, hep tüketim. Gösteri toplumunda en kolay şey, tükettiğini sergileyerek “ben daha iyiyim” yanılgısına kapılmak. Acaba bu yüzden mi sürekli “Kaç kişi beğenecek?” kaygısıyla yaşıyoruz? Daha iyi yazmak için yapay zekaya yazdırmak, daha iyi görünmek için filtreler kullanmak, hatta entelektüel görünmek için okumadığımız kitabı paylaşmak… Bunlar çağımızın sessiz ama derin problemleri olabilir mi?
Ülkemizde ekonomik ve siyasi sıkıntılar varken bunlar ikinci planda kalıyor gibi. “Zaten derdimiz var” deyip geçiyoruz. Ama aslında bu mesele, yavaş yavaş yeni nesillerin en büyük sorunlarından biri olmaya aday. Belki de en büyük kaybımız şu: Kendimiz olmaktan uzaklaşıyoruz. Fotoğraflarda gördüğümüz insanlar olmaya çalışıyoruz. Çünkü beğeni alan şey, gerçek halimiz değil; filtrelenmiş versiyonumuz. Ve bu, zamanla gerçeklik algımızı bile değiştirebilir.

Photo by Karsten Winegeart on Unsplash
Peki ne yapmalıyız?
Sosyal medya çağında tamamen uzaklaşmayı doğru bulmuyorum. Sonuçta buradan öğrendiğimiz şeyler de var, hatta bazı insanlar buradan geçimini sağlıyor. Ama küçük adımlarla zihnimizi koruyabiliriz. Mesela sosyal medya kullanım süremizi kısıtlayabiliriz. İlgi alanımıza yönelik, bize katkı sağlayan içerikleri takip edebiliriz.Telefonu sürekli “bir şey gelmiş mi?” diye kontrol etmek yerine, gerçekten ihtiyacımız olduğunda kullanabiliriz. Ya da paylaşım yaptığımızda sürekli kaç beğeni almış diye bakmak yerine bildirimleri kapatabiliriz, mesela benim İnsagram’da bildirimlerim kapalı, girdiğimde görüyorum ne olmuş ne olmamış. Zaten bana ulaşmak isteyen cep telefonumdan ulaşabilir düşüncesindeyim.
Ben bu konuda kendimle çok dalga geçiyorum. FOMO (Fear of Missing Out) diye bir şey var; “Ben şu an burada değilim ama bir yerde bir şeyler oluyor ve ben onu kaçırıyorum.” Ama sonra kendime şunu söylüyorum: “İnan, hiçbir şey kaçırmıyorsun. Hayat sen bakmasan da devam ediyor.” (:
YouTube’u daha samimi buluyorum; sanırım ne izleyeceğime kendim karar verdiğim için. Instagram’da da keşfete çok düşmemeye ve kaliteli içerik üreten insanları takip etmeye çalışıyorum.
Yani deniyorum. Ama işin özünde irade önemli. Yoksa bir bakmışsın, en başa dönmüşsün. Bu bir alkol bağımlılığı değil belki, ama bağımlılığın başka bir türü. Bakalım zaman bize ne gösterecek… Ama ben kararımı verdim: Daha yaratıcı olabilmek için kendime alan tanımam gerekiyor. Sizin de aklınıza gelen yöntemler varsa lütfen yazın, hepimiz faydalanalım.
Okuduğunuz için teşekkürler. Kendinize iyi bakın!
(Sosyal medya bağımlılığını çözmek için gene bir sosyal medya uygulaması kullanıyorum ama olsun, Medium beyaz bayraklı uygulama :D )
메타데이터
- post_id
- ad3aa017db12
- slug
- mart-ayı-sorunları-ad3aa017db12
- url
- https://mediumturkiye.com/mart-ay%C4%B1-sorunlar%C4%B1-ad3aa017db12
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/mart-ay%C4%B1-sorunlar%C4%B1-ad3aa017db12
- author_url
- https://medium.com/@nihinkitapdunyasi
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-24 04:09:36